Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yitik Bahar’

Bir aşkı açıklayacak sözcükler kaldı mı

Tüm sözcükleri yitirmedim mi tek tek insan yüzlerinde

Gözyaşı damlalarıydı her biri

Gözlerim kuruduğunda konuşmayı unuttum

Uzun savaşlar sonrası tükenmiş bir dünyada

Karşılaştığım insanlara ne söyleyebilirim

Her sözcük söylemek istediğimden başka bir şeyken

— Aşkı tanıdın mı

Aşkı tanıdın mı

Onu oturduğumuz bir masada bulmadık mı

Yüreklerimizi harmanlayıp yeniden paylaşırken

Bir bahar günü daha çiçeğimi aradım dallar arasında

Bir hayatın bir aşk için olduğunu düşünerek



Reklamlar

Read Full Post »

Gece yarılarının ötesinde yüzüm

Sana döndüğünde

Çamurdan yuvalarını yapar gibi saçak altlarına

Kırlangıçlar kalkıp yüzünden

Göz kapaklarıma konar.

Ağızlarında bağbozumlarının şırası

ve yanan yaprakların mavi duman tadı

Leylekler gitse de onlar ayrılamaz

yüzünün her dem yeşil sıcaklığından

Taşırlar baharını gözlerime.

Gözlerimden başka kanıtım kalmadı

gençliğime

— En yakınlarım söyledi bunu, inanıyorum

Oysa daha otuz bile değilim —

Seni alır, ışıklı oyuncaklar yaparım kendime

Çok uzakta kalmış bir arkadaştı sevinç

göreceğimi artık ummadığım.

Yaradılışını düşünsem, bulamam

Hangi denizin köpükleriydi

gözlerinin yedi rengi

Kırlangıçlar bu bağ bozumunda şırayı

göğüslerinden emdi.

Denizlerden, karalardan, bağlardan uzak

Belirsizlikler içinde bir dünyada

Biz, asfaltın çatlağında biten bir çift ot

Birbirine titrek dokunuşlarla yaslanan

Üzerimizden otomobiller gelip geçer de

Yağmurlar bize yeter.

Hiç görmesem de yüzünü

Kırlangıçlar getirip bırakır başucuma her sabah

gözlerinin yedi rengini

Ağızlarında göğüslerinin buğu ve şırası

Alınlarında saçlarının sis ve yaseminler içindeki göğü.

Ben gözlerinin renkleriyle boyarım

Her sabah karşımdaki simsiyah duvarı.

Read Full Post »

Üst geçidin ezdiği manolya!

Sokak köşesini yaralayan

Dilenen bir kadın Taksim’de

Bedenin demirler altında

Ülkede pek çok benzerin.

Bir dalın var, demirleri aşan

Yeni yapraklar çıkarır her bahar

Tek bir çiçek

Kokusu bir Karadeniz, bir Marmara

Rüzgârlar ulaşmadan yurtlarına

Buradan geçer her mayıs

İçlerinde bir parça

O tek manolya.

Kurur ya da gelişir!

Nedir bir canlının gizil gücü

Sonuçta hayat bir parça

Taksim’deki ezik manolya.

Read Full Post »

Altın sarı yapraklarda

Hayatın son kez yansıyan ışığı

Solarken yüzümde

Şiir

Kirlenen bir su gibi çıkıp gidiyor hayatımızdan.

Üzerinde unutulan meyvaları şarabi nar ağacı

Çiçeklerini anımsayan kim kaldı

Altmış yıllık çam, nasıl

Bu denli kıyıda kalabildiğine şaşkın

Orman oynamaz mı yerinden

Portakallar birer güneş olup yükselmez mi güz bahçesinden?

Ilık toprakta taze güz çimeni

Soluğuyla nemleniyor yüzüm

Asmada kalmış bir salkım

Son kırlangıcın şırası

Hüzün, güz bahçesindeki kızkardeşim

Kameriyedeki ıslak sırada

Çocukluğum tarlalarda

Leylek peşinde

Uzakta, göğün ve denizin griliği içinde alevler

Arıtımevi bacalarında parlayan bayraklar

Ayva dallarıyla karışan fındığın dibinde

Henüz çürümemiş bir tane

Sincabım nerde, ben nerde!

Bu güz bahçesi sonu hayatın

Baharı bir daha görmek

Uzun, uzun bir gecede beklenen leylek.

Read Full Post »

Toprak sürer

Dünya kokusuna döner

Tohum serper

Sevişmenin tadı yayılır

Renkler değişir

Orak biçerdik.

Hepsini bıraktık makinelere

Orağın ıslığı senfoni oldu

Bıçkıcılar danscı.

Önce salonlarda birkaç yüz kişiye

Şimdi yatak odalarında

sokakta müzik.

Uzun yolculuklardı, haftalar aylar

Şimdi yirmi dört saat dünyanın çevresi

Her buluşla çok zaman kazandık

Makineleri biraz da yeni

Türküler gibi sevdik.

Dünyayı sevmenin sonsuz olanaklılığını

Verdi teknoloji, dünyayı aldı.

Müze parklarda kaldı ağaçlar

Çimlere basmak, yuvarlanmak,

Elde, vazoda, yakada çiçek,

Dalda meyva

Gökte kuş

Makineler öncesi tarihti.

Her şeyi kazanırken

Yitirdik her şeyi.

Read Full Post »

Hayat, kar altında kalan bahar

Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar

Üretkenlik dört duvar arasında

Kar yağıyor bahar dallarına

Üç bin yıllık hayatın bilgesi

Sevene acı veren, bedeni bal ülke

Işıklarının ardından solup gidiyor insanlar

Kar yağıyor güneşli kirpiklerine

Yalnız sevda ve kocalma hüznünü yakıştıran ozan

Karşında bir sigara içip ölebilirdik

İlk sen mi soldun böyle uzak toprağından

Karadeniz’de yatanlar, adları yitik

Boyna dolanan kement, Magosa Kalesi

Hepsi sayılsa tüm bir tarih mi

Hayat, kar altında kalan bahar çiçekleri

Yazın tek tük meyva dallarda

Kim doyacak, kimi doyuracak

Read Full Post »

Mevsimlerin dışımızda değiştiği zamanlardı

Hep korunarak geçen günler

Kalkık yakalar, düşük omuzlar

Her an belki bir…

Erguvanların görülmediği bir Nisan’dı

Süs kirazlarının bilinmediği

“Bugün kim?” diye açılan sabahlar

Erguvansız, gri bir Nisan’dı

Ölmemek

Bir insanın sevdiklerine verebileceği tek armağan.

Server Hoca’nın resmiyle açıldı gün

On yıl öncesinin bir Nisan sabahı

Ak çarşaflar içindeydi

Papatya tarlasında uyur gibi.

Ne sevinç, vurulup ölmemek!

Yitse de bedenin bir parçası.

Hocam değildi, derslerine girerdim

Shakespeare tragedyasında bir oyuncu

En çok sesi ve elleriyle oynayan.

Ona en yakışan söz :

“…Ve yükseliyordu proletarya!”

O an kürsünün altından çıkıp

Parmak uçlarında yükselen

Koca yumruğu başının yanında bir ikinci yüz

Yeniden doğar gibi söylenen o söz…

XVIII. yüzyılın sonları

Aydınlanma. Aydınlandık.

Bahçesinde erguvanlar açmıştı okulun

Bir kızla öpüşmek kadar güzeldi dalında oturmak

Kiraz çiçekleri, rüzgârda dağılıveren ilkgençlik

Sesi kulağımda Server Hoca’nın

“Ve yükseliyordu proletarya!”

Bir gün ziyaretine gitmiştim

Yaşayan, yani çalışan ve üretendi

Maddenin en canlısı yürekti

Bu dizemi söyledi bana ve başkalarına.

Read Full Post »

« Newer Posts