Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Yitik Bahar’

2.

Yağmurlu günlerde seviş benimle

Kuşlar çinko damı gagalarken

Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda

Sıcak öğlesonlarında seviş benimle

Buhurlar tüterken tenimden

Yanan toprağın buğusu soluğumken

Bahar günleri dereboylarında seviş benimle

Kestane saçlarında kelebekler asılıyken

Yaz geceleri kurumuş dere yataklarında

Sıcak kumlar yatağımız, söğütler çatımız, duvarımızken

Ne olursa olsun sabahları seviş benimle

Dinlenmişliğin gücü kaslarında

İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran

Sonra ilk kez görür gibi algılaman için

Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya

3.

Kol kıvrımımdan öp beni

Tüylerimin arasında yollar açan dudaklarınla

Mavi damarlarımdan

Bileklerimden öp beni

Nabzımın tıpırtısı tavşan dudağını titretsin

Öpüşten bilezikler kollarımda

Parmaklarımın ucundan öp beni

Hokka ağzında kalemler

Neye dokunsam

Her şeyde ağzının sıcaklığı

Yüreğimden öp beni

Soyulmuş yumurta beyazlığındaki etimden

Öpüşlerin yanıp geçen bir ışık değil

Uzun yazların güneşi gibi kalsın tenimde

Reklamlar

Read Full Post »

Bir güvercinim vardı

Hep yükseklerde uçan

Gözlerden yitip gider

Dönüp bakmazdı geri

Gelip göğsüme konduğunda

Utangaç mavi gagası

Günlerin unutkanlığında

Gözlerinde özlemin kirazları

Saçlarında asitli yağmurların zehiri

Bakar yüzüme

Görebileceği en değerli şey gibi

— Daha yakın iki varlık

Görmedim göğün altında —

Sonra yine uçar

Öylesine yükselir, sevdiği göğe

Ardından bakıp her seferinde

Bir daha dönmeyecek derim

Günler geçer, bazen haftalar, aylar

Güneşli bir günde

yağmurda

gündüz ya da gece

Bakarım karşımda

Mavi gagası özlemin saati

Sanki dün birlikteydik

Hayatın olağanlığı sarar bizi

Yıllarımız geçti böyle

Gözlerim göklerden gelen maviliği beklerken

Gider sonra

Savrulurken gözyaşlarım

Ölü tüyler gibi havada

Read Full Post »

Gözlerinin aklarından dökülürler sokaklara

Her sabah işe giden çocuklar

Saçlarının kıvrımlarından kayarlar güle oynaya

Bağırışları karışır kentin bulvarlarında

Egzozlarla zehirlenen yaprakların hışırtısına

Sen o yaprakların altında beklersin

Saçlarında çocuk ağızları, kavun ve kirazlar

Bir hayatın en güzel rastlantısını.

— Hayatım bir çile yündür

Bacaklarım birer şiş

Her adımda bir ilmik örülür —

Sana yaklaşınca yaklaşırım Dünyaya

En güzel sesleri süzülür

Kirpik tuşlarına dokunduğumda,

Yüzünde karşılaştığım sanat

— En eski arkadaşım —

Hiç tanımadığım biri gibi

Durmadan şaşırtır beni.

Yemekler lezzetlenir

Yüzünün ışığı düşmüşse üzerlerine

Gözlerinin aklığında oynar çocuklar

Kediler gibi rarra rurra

Sevgiyi ilk kez gören bir çocuğun sesidir rakrak

Akşam olunca iner yatağına.

Yağmurlar yıkar bütün gece

Kentin en büyük alanı olan gözlerini

Sabahları yüzündeki sistir

Gemimi bağlayan yatağına

Sokaklarda trafik kilitlenir

Kol kıvrımından ayrılamazken dudaklarım.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki

Bir insana alışmak, çaya, müziğe, bir filme alışır gibi

İki kişi arasında kendine yer açması bir duygunun.

Boşluğa kurulan bir yuvadır o

Yılbaşında kestaneli hindilerden

Hayatıma karışan bir hastanenin nöbet odasından

Deniz kıyılarından, kitaplardan taşınan çerçöple

İçinde hayat yumurtası büyütülen.

İçte titiz bir anne gibi

Onu bir toz birikintisi sanıp süpürme isteği.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki

Boşluğa kurulan o yuvaya taşıdıklarımızla

Acı ve özlemlerimiz

Geçmiş ve geleceğimiz.

Read Full Post »

Suların yuvarlaklaştırdığı bir dünyaydı yüzün

Gelin perçemlerinde takılı gelinciklerin çevrelediği

Döndü ışıklar içindeki dünyamızda yüzün

Topladı güzelliklerin ışığını

Gülüşünden aktı dünyayı damıtan bütün ırmaklar

Sinikliğin karanlığını kanattın en koyu yerinden

Açtı menekşe, lacivert ipek ellerini

Küpe deliklerine astık yüreğimizi

Gözpınarlarında biriken acılarımızdı

Yüzünün laleli sevinci bıraktı onları denizlere

Dünyanın bütün çocukları buluşup yüzünde

Hep birden güldüler bir an

Gülüşün doğdu, dudaklarının kavunu, yüreklerinin ipeğinden

Sarı, siyah, beyaz, kırmızı bir gülüştü.

Yüzün yaratılırken yanında değildim

Karşılaştığımızda yapacak bir şey yoktu.

Read Full Post »

Bir çocuk içindi her şey

Sonsuz kıvrımlı saçlar patikalarımdı

Dalgalarındaki çocukların isteği

Gerisindeki ormanda yitecekleri

Kulak arkasındaki o kumsala ulaşmaktı

Bir insan içindi her şey

Beyin kıvrımlarında kalabilmek canlılık boyu

“Pervaneydim, ışığın yakmıyordu”

Ellerimde öpülmemiş sular terledi

Seni ararken yerin ve göğün gizlerinde

Gözlerindi

Tüm karalar ve denizler diye dolaştığım

En durgun anında yüzeyinin

Uzaklaşıp gemiler, kara araçları ve insanlardan

Bıraktım kendimi.

Bir insana ulaşmak içindi her şey

Suların altında seyrettim batan son güneşi

Yeşil bir ışık söndü başucumda.

Read Full Post »

Yastığında şiirlerle yatan gül!

Yüzünle gelirdi gün ve gece

Çağlayanlar dökülürken şakağından

Kumrular serinlerdi boynunun gölgeliklerinde

Rastlantı sabahı bir kediydim pencerende

Bir kâse süttü yüzün, doyurdu beni

Pembe soluk, göğsünde kayan çocuk eli

Sevgi yapraklı yıldızlardı gözlerinde

Geceler boyu aştığım yolları boyardı

Başımda sonsuz göğün deldiği bulutlar

Karanlık, hüzünden maske

Hayat, aydınlığı olmayan bir ışıktı içimde

Gövdesindeki güçten şaşkın nar ağacı!

Duman ve silahlarla yıkılmıştık

Geliş gidişlerin sarstı dünyayı

Yaşamak, senden uzak olamaz artık

Read Full Post »

Başının bir savruluşu, kirpiklerinden saçılan güneş toplarıyla uyandım

Dudak mı, dil mi, bir tutam saç mı kimliksiz bir öpüştü

bedenimde akan

Öptüğüm bütün tenler, düşlerimdeki bütün meyvaların kokuları

Cevizli bahçede uyuyan çıplak kollu pembe çocuk

Gece boyu öpüşler üstüne sabah güneşiyle olgunlaşan kayısı

Bağlandığım doğa, özlediğim bütün insanlar denli tanıdıktı

Kargılardan güneşlikler ördü esmer tenli hasırcılar

Onların tanıklığıyla serildim şiptik ayaklarına

Dudağında tırtıklar, karpuz sergilerinin çocuk cebinde bağ bıçağıydı

Kuru otlar üstünde dilim dilim çatlayan hayat meyvamı aldı

Kendimi tanımak istediğimde baktığım aynaydın

Hüzün törenleriyle diktin ömür fidanımı

Senle ve senden uzak yaşadım yakın ve uzak saatleri

Düşündüm senden uzak, yaşayacak bir şey kalmadığını

Her an vazgeçilebilecek bir alışkanlıktı yaşamak

Aynada tanıdık yüzüne rastladığım geceler yalnız, istekli uyandım

Güneş eritti, gözyaşlarıma aldırmadan altın ve ipeğimi

Read Full Post »

« Newer Posts - Older Posts »