Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Şiirin ilkeleri’

Vecihi Timuroğlu, Yazınımızdan Portreler (Başak Yayınları, 1991) adlı kitabında Salâh Birsel’den söz ederken, “Zaten ona göre, sanat, bir öfkenin ürünüdür. Öfkesi olmayan kimse, sanat yapamaz.” diyor.

Ardından da bu düşüncesini şöyle açıklıyor: “Sanatçı kendisiyle sürekli çatışan kişidir. Çatışmanın gerekçesi de şudur: Toplum, kendisiyle sürekli çatışma halindedir, insanın kendisiyle çatışması vardır. Sanatçı bunlar arasında denge kurarken tümüyle çatışmak zorunda kalır… Öfke bu dengenin terazisidir.”

Salâh Birsel’in bu düşüncelerinden nerede söz ettiğine başta Şiirin İlkeleri olmak üzere bendeki kitaplarını karıştırdımsa da rastlayamadım.

Konunun yazın ürünlerine yansıyışı “öfke baldan tatlıdır” deyişini anımsatırcasına tatlı, yanı sıra da önemli.

Sanırım ikiye ayrılıp bakılabilir:

Birincisi öfkenin anlatımı için yazılan yapıtlar. Bunlar içinde kimileri vardır, öfke sanat yapıtının önüne geçer, neredeyse sövmeye varır. Dışarıdan gelen bir öfkedir bu, yapıtla yeterince bütünleşemez. Nâzım Hikmet’in, Hasan Hüseyin’in kimi şiirleri böyledir. Ben böylesi şiirlere çok yakınlık duyamam.

Öfke en başarılı anlatımını Metin Eloğlu’nun şiirlerinde bulmuştur bence.

İstakozun üstüne maydanoz ekiyorlar

Bu öğlen Ali’yle dalaştık

Ali çerkeztavuğu yiyor ben niye yemeyeyim

Kaldır önümden şu kapuskayı (“Köroğlu”)

ya da

Ense köküne vur bir odun

Yüzükoyun kapaklansın deyyus

İnsanını hor gördüğü

Somununu haraca kestiği

Bağımsızlığına diş bilediği

Şu toprağı öpsün. (“Toprak”)

Burada doğrudan, şairin kendi hayatındaki öfke, yapıtına yansımaktadır. Ancak bu öfke toplumsal bir hesaplaşmanın da anlatımıdır. Bu çizgi sonraki yıllarda Can Yücel’de görkemli bir yeni patlamayla gelişti.

Şiir fenerimle de baktım, son çığlık!

Aşk yokmuş sizde beş paralık!

Gidiyorum ben boşçakallar

Sıçmışım ortalık yerinize

Kıçımın fosforuyla aydınlanın siz artık

(“Kibar Hırsızın Türküsü”)

Öfkenin öteki dışa vuruş biçimi ise sanatçının içindeki öfke duygusunun ürününe yansırken dönüşmesiyle ortaya çıkar.

Melih Cevdet Anday, tanıdığım şairler içinde en öfkelilerdendir. Gelgelelim, şairin kişiliğini saran bu öfke şiirlerde ve denemelerde tat kazanır. İğneleye iğneleye durulmaz kalemi. Vururken gülümseyen bir öfkedir onunki.

Memet

Hazineler içindesin

Bu toprağın altında ne var ne yok

Kömür bakır altın demir

Hepsi senin, hepsi senindir

Çıkar çıkarabildiğin kadar

Ne çıkarırsan

Hepsi benimdir. (“Hazineler İçindesin”)

Yazının başında söylenmek istenen, sanatçının kendisine ve dünyaya karşı diri kalmasını sağlayacak bir iç öfke.

Bu “içten yanmalı motor”a sahip olan sanatçı, yaratıcılık enerjisiyle yol verecektir yaratılarına.

Günümüzde kendisiyle ve toplumla hesaplaşmayı değil, satışla yaygınlaşmayı öne alan sanatçıların çokluğundan mı ne, “öfke”nin yokluğunu duyuran bir yavanlık ve tatsızlık içinde değil miyiz?

16.9.1998

Reklamlar

Read Full Post »