Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Şiir’

Altın sarı yapraklarda

Hayatın son kez yansıyan ışığı

Solarken yüzümde

Şiir

Kirlenen bir su gibi çıkıp gidiyor hayatımızdan.

Üzerinde unutulan meyvaları şarabi nar ağacı

Çiçeklerini anımsayan kim kaldı

Altmış yıllık çam, nasıl

Bu denli kıyıda kalabildiğine şaşkın

Orman oynamaz mı yerinden

Portakallar birer güneş olup yükselmez mi güz bahçesinden?

Ilık toprakta taze güz çimeni

Soluğuyla nemleniyor yüzüm

Asmada kalmış bir salkım

Son kırlangıcın şırası

Hüzün, güz bahçesindeki kızkardeşim

Kameriyedeki ıslak sırada

Çocukluğum tarlalarda

Leylek peşinde

Uzakta, göğün ve denizin griliği içinde alevler

Arıtımevi bacalarında parlayan bayraklar

Ayva dallarıyla karışan fındığın dibinde

Henüz çürümemiş bir tane

Sincabım nerde, ben nerde!

Bu güz bahçesi sonu hayatın

Baharı bir daha görmek

Uzun, uzun bir gecede beklenen leylek.

Read Full Post »

Toprak sürer

Dünya kokusuna döner

Tohum serper

Sevişmenin tadı yayılır

Renkler değişir

Orak biçerdik.

Hepsini bıraktık makinelere

Orağın ıslığı senfoni oldu

Bıçkıcılar danscı.

Önce salonlarda birkaç yüz kişiye

Şimdi yatak odalarında

sokakta müzik.

Uzun yolculuklardı, haftalar aylar

Şimdi yirmi dört saat dünyanın çevresi

Her buluşla çok zaman kazandık

Makineleri biraz da yeni

Türküler gibi sevdik.

Dünyayı sevmenin sonsuz olanaklılığını

Verdi teknoloji, dünyayı aldı.

Müze parklarda kaldı ağaçlar

Çimlere basmak, yuvarlanmak,

Elde, vazoda, yakada çiçek,

Dalda meyva

Gökte kuş

Makineler öncesi tarihti.

Her şeyi kazanırken

Yitirdik her şeyi.

Read Full Post »

Hayat, kar altında kalan bahar

Çiçekleri üzerinde ölüyor en bereketli ağaçlar

Üretkenlik dört duvar arasında

Kar yağıyor bahar dallarına

Üç bin yıllık hayatın bilgesi

Sevene acı veren, bedeni bal ülke

Işıklarının ardından solup gidiyor insanlar

Kar yağıyor güneşli kirpiklerine

Yalnız sevda ve kocalma hüznünü yakıştıran ozan

Karşında bir sigara içip ölebilirdik

İlk sen mi soldun böyle uzak toprağından

Karadeniz’de yatanlar, adları yitik

Boyna dolanan kement, Magosa Kalesi

Hepsi sayılsa tüm bir tarih mi

Hayat, kar altında kalan bahar çiçekleri

Yazın tek tük meyva dallarda

Kim doyacak, kimi doyuracak

Read Full Post »

Mevsimlerin dışımızda değiştiği zamanlardı

Hep korunarak geçen günler

Kalkık yakalar, düşük omuzlar

Her an belki bir…

Erguvanların görülmediği bir Nisan’dı

Süs kirazlarının bilinmediği

“Bugün kim?” diye açılan sabahlar

Erguvansız, gri bir Nisan’dı

Ölmemek

Bir insanın sevdiklerine verebileceği tek armağan.

Server Hoca’nın resmiyle açıldı gün

On yıl öncesinin bir Nisan sabahı

Ak çarşaflar içindeydi

Papatya tarlasında uyur gibi.

Ne sevinç, vurulup ölmemek!

Yitse de bedenin bir parçası.

Hocam değildi, derslerine girerdim

Shakespeare tragedyasında bir oyuncu

En çok sesi ve elleriyle oynayan.

Ona en yakışan söz :

“…Ve yükseliyordu proletarya!”

O an kürsünün altından çıkıp

Parmak uçlarında yükselen

Koca yumruğu başının yanında bir ikinci yüz

Yeniden doğar gibi söylenen o söz…

XVIII. yüzyılın sonları

Aydınlanma. Aydınlandık.

Bahçesinde erguvanlar açmıştı okulun

Bir kızla öpüşmek kadar güzeldi dalında oturmak

Kiraz çiçekleri, rüzgârda dağılıveren ilkgençlik

Sesi kulağımda Server Hoca’nın

“Ve yükseliyordu proletarya!”

Bir gün ziyaretine gitmiştim

Yaşayan, yani çalışan ve üretendi

Maddenin en canlısı yürekti

Bu dizemi söyledi bana ve başkalarına.

Read Full Post »

Kurtulamıyorum, ellerim —

Biri, onları kesmişti

Ama kaşınıyor avuçlarım.

Gözlerim dağlandı kim bilir kaç kez

Beyaz bir karanlıkken her şey

Gözyaşları nerden çıkıyor karşıma?

Yitirilen her şey dönüp tutsak aldı, kendini yokedeni

Uskumrular gidince birden çok kalmaya başladık odalarda

Şarkıcıların sesleri kirlendi

Denize düşen her kirden

Her kötü şiirle biraz daha düştü hayat

Kıyıya inen yamaçları çizdi iş makinaları

Kendinden kaçan kirazları kaldırdığı tozlarla yakalayarak

Pazarlığa zorlandı, pazarlık edemeyen

Gereksinimlerinden uzaklaştı insanlar

Pazarlama artık her şeyken

Yalnızca karşılıksız bir çekmiş ayaklarım

Götüremedi beni hiçbir yere

Eski bir şarkısıyım artık kendimin

Yinelendikçe kendini özleten.

— Senden ne kaldı dünyaya?

— Yitirdiklerim

Ben nasıl yaşardım böyle, olmasa sevdiğim

Ben her gün uyanışıyla doğmasam.

Read Full Post »

Bir dolu çocuklardık

Her yerde rastlanabilecek

Hem de tek,

her bir insan kadar

Büyüsek de ağaçların üzerinden inmedik

Her kadın sevgilimiz olabilirdi

Yalnızca topuğunu görmekle sarkan bir perdenin altından

Bir hayat çünkü yalındı yine bir başka hayat kadar.

Bir an yakılan bir kitapsa hayatın yüreği

Bir başka an ilk kez öpülen bir kızdır

Ya da bir babanın okuma öğrettiği çocuk üstüne eğilen bedeni.

Sıcak ve camları buğulu bir oda

Nasıl ayrılır güneşli kıyılardan

Birinde vazodadır çiçekler, öbüründe bahçelerde

Birinde şaraplar yoğunlaştırır bir ânı

içimizi dolduran sonsuzluk yollara iter öbüründe

Aşkın yerini aradık hayatta dönüp dolaşıp

Oysa hayatın kendisiydi aşk

Dalından kopan bir zeytin tanesindeki acılık

Altına yatsam ağacının, gökler sevdiğimin gözleriyle dolar

Çocuk gözyaşlarının ışığıdır bütün yıldızlar

Ah, daha anlamadan hayatı

Yirmilerde konup geçen öpüşler gibi

Çalındı hayatlarımız.

Read Full Post »

Yavrucuğum annen seni

Yerleştirdiğinde içine

Bakla tarlasında ipekten bir sarı ottu

— Bir ağacın üzerinde izlerdim onu

Üzerinde kundak bezi mi

ilkokul önlüğü mü belirsiz giysisi

Altında çiçek sapları bir çift eğri bacak

Beyaz yakasının ortasında uysal başı papatya —

Bir avuç su damlasıydı

Güneş ve rüzgârla

Altın oldu

Annen özgürlüksüz bir dünyada yaşadı yavrucuğum

Saçları kesildi

Anahtarı yalnız kendisinde olan bir evi hiç olmadı

Belki bundan, sessizlik ve geceden korktu

Bir çocuğu oldu kendinden uzak

Kardeşin erkekti ama tıpkı annesi

Bakışları ezik ve yumuşak

Sesi kedi sızlamaları

Düşlerinde annesini dövülürken görürdü

Annen âşık bir kadındı yavrucuğum

Seni hep özledi

Yüzünde Nataşa’nın, Mado’nun, Valya’nın çizgileri

Âşık kadınlara özgü hüzün

Ve güldüğünde bir ay oluveren ağzı

Yine de çiğneyemedi dünyayı

Kimi zaman yaşamayı denese de

Bir düşünce olarak sevdi sevgiyi

Ben annenin karşısında hep yalnızdım Hüzün’cüğüm

Anneni sevdiğim için acı çektim

Veremli bir cam işçisinin üflediği

kanla boyanan çeşmibülbül gibi

Sonsuz renkliliğinde sevgimizin

Kanımın kızıllığı parlardı

Gün geldi, yalnızlığın onuru

İnsanlığın onursuzluğu oldu

Read Full Post »

Older Posts »