Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Şavkar Altınel’

Şavkar Altınel’in yeni yayımlanan şiir kitabı Kış Güneşi’ni (Oğlak Yayınları) okuyunca, başat özelliğinin izlenimci bir şiir olduğunu düşündüm.

Kitaptaki şiirler, sanki geçen yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan izlenimci ressamlara benzer biçimde  görünümler çiziyordu okurların bilincinde.

Önceki kitaplarının toplandığı Donuk Işıklar’daki (Adam Yayınları) şiirleri de aynı yaklaşımla okuyunca orada da bu özelliğin bulunduğunu ayrımsadım.

İzlenimci bir anlayışla yazılan şiirler yabancısı olduğumuz bir alan değil.

Ahmet Haşim’in “Suyu yâkûta döndüren bu hazân”ından Yahya Kemal’in gurup vakti Üsküdar’ın camlarında gördüğü yangınlara, Dıranas’ın “Kar”ından Nâzım Hikmet’in izlenimci bir görüntünün derin bir düşünsellikle birleştiği o unutulmaz “Masalların Masalı” şiirine dek örnekler sıralanabilir.

Bu alandaki en etkileyici yapıtlardan biri de Oktay Rifat’ın Çobanıl Şiirler’de topladığı ürünlerdir. Sonraki iki kitabı Elifli ve Bir Cigara İçimi’nde de süren bu döneminde şair, kır hayatına tıpkı bir izlenimci ressam gibi yaklaşır. Şiirler kır görüntülerinin sözcüklere dökülmesinden oluşur.

Sonraki dönemde Şavkar Altınel’e gelene dek böylesi güçlü izlenimci şiirler pek görülmedi edebiyatımızda.

Şavkar Altınel’in ise şiirini tümüyle izlenimci bir duyarlığa dayadığı, dahası bir “an”ın izleniminden bir şiir duygusu yakalayıp bunu da yazıya dökebildiğine tanık oluyoruz.

Çok sayıda örnek verebilmek olası. İlk kitabından günümüze birer taneyle yetinelim :

Parkın çimleri yamyassı,

Neredeyse donmak üzere gölcük.

Uzun yollarının ortasında

Mola vermiş göçmen kuğular

Sessizce kayıyorlar suyun üstünde.

(“Kış”)

Kurtuluş’taki o büyük balkonlu evde

üç tekerlekli bisikletime binmiş,

“Şimdi düşeceksin” uyarısına aldırmadan

tüm gücümle pedallara abanarak dönüyordum,

düğmesi çevirildikten bir iki dakika sonra

küçük lambası yeşil bir göz gibi parlayan,

hoparlörü bez kaplı, tahta radyomuz

güneşli öğle sonrasına yayılan sıkıntıyı

halk türküleriyle dağıtmaya çalışırken.

(“1/1/1958”)

Gece yağan karın altında kasaba;

karşı yamaçlarda camlar gümüş rengi,

kuşlar dizili elektrik tellerinde.

(“Kristal”)

Kuşların susmasıyla çöken sessizlikte

gün sona eriyor yavaşça bahçede;

akşam çiçekleri bütünüyle açılmış,

güneş sarı ve yoğun otların üstünde;

duvarlarda yaprak gölgeleri kıpırdıyor.

(“Mersin Dalları”)

Şu sorulabilir: Bunca izlenim üzerine kurulan şiirler bize ne anlatıyor?

Bir insanın yeryüzü varlığı karşısındaki şaşkınlığını.

Bir yanıyla, üzerinde yaşadığımız, türlü güzellikleriyle ancak hayranlık duyulabilecek bir yerküre; öte yandan insanlığın yarattığı bin bir kötülük.

Ne yapsın şair ikisi arasında?İki yanını da, birbirine karşıtlığını da gösterecek şiirinde.

Sonuç: İnsana özgü o hüzün dediğimiz duygunun gelip yerleşmesi şiire.

Hani, “hüznü tanımayan kuşaklara yakınlık duymuyoruz” demiş ya şair, işte kuşaktan kuşağa aktarılan belki de en önemli kültürel kalıtlarımızdan biri, hüzün duygusu. Şavkar Altınel’in şiirinde de gelip baş köşeye oturuyor.

Sonrası?

“Sonrası iyilik, güzellik”.

23.6.1999

Reklamlar

Read Full Post »

’80 sonrası şiirimizin önde gelen isimlerinden Şavkar Altınel şiir üstüne yazılarını kitaplaştırdı: Soğuğa Açılan Pencere (Yapı Kredi Yayınları).

Ünlü yazarımız Orhan Pamuk, kitabın arka kapak yazısında, “Bu parlak kitap Türkçede şiir üzerine yazılmış en iyi, en okunaklı iki kitaptan biri.” diyor.

İster istemez öteki kitap hangisi diye düşünüyor insan. Benim aklıma iki kitap geldi:Turgut Uyar’ın Bir Şiirden’i ile Memet Fuat’ın Yaşlı Bir Şaire Mektuplar’ı.

Konumuza dönersek, Şavkar Altınel’in kitabı gerçekten de böylesi savlı bir övgüyü hak eden bir yapıt.

Önce, hemen her şairin yaptığı, çeşitli zamanlarda şiir üstüne yazdıklarını, söyleşilerini vb. topladığı sıradan bir kitap gibi düşünebilirsiniz Soğuğa Açılan Pencere’yi.

Ama daha giriş yazısından başlayarak tutarlı, bütünlüklü, açık ve yalın bir şiir anlayışının okuru kuşatan, kendi dünyasına çeken atmosferine giriyorsunuz.

Şavkar Altınel, şiirle ilgilenenlerin bildiği gibi şiir üstüne görüşleriyle de tanınan bir şair. Belli bir şiir anlayışının savunucusu: “Bu düşünce gerçek şiirin, moda tezlerin aksine, ‘sözcükler’den, ‘gelenek’ten ya da biçimsel ‘deneme’ ve ‘arayışlar’dan değil, ancak şairin şiirin ötesinde yatan gerçekliğe, yani kısacası yaşadığı hayata gösterdiği tepkiden kaynaklanabileceği şeklinde özetlenebilir.”

Nurullah Ataç, benim birkaç konum vardır, döner döner aynı şeyleri yazarım, dermiş. Bir yazarın düşüncelerini, yazdıklarını doğru ve haklı hissetmesinin verdiği rahatlık ve güven duygusunun yazılarına sinmesi çok da sık rastlanan bir olgu değildir. Ataç’ın yazma biçeminde bu rahatlık hemen görülür.

Şavkar Altınel’in rahat anlatımı, kendine güven yanında, ardındaki güçlü edebiyat öğrenimi ve pratiğine de yaslanıyor.

Edebiyatı ve şiiri bu denli iyi bilen birinin söyledikleri de açık, anlaşılır, net oluyor.

Soğuğa Açılan Kapı, çağdaş şiirimizle ve daha çok da günümüz şiiriyle bir hesaplaşma kitabı.

Çağdaş şiirimizin temelinde duran Yahya Kemal, Şavkar Altınel için her aşamada bir mihenk taşı. Neredeyse bütün öteki şairleri ve şiir anlayışlarını onunla sınıyor. Onun dışında sık sık İngiliz şiirine dönüp, iki yüz yıl öncesinin William Wodsworth’ünden dünyada modern şiirin kurucularından sayılan T. S. Eliot’a, çağdaş şairler Philip Larkin, Ted Hughes, Seamus Heaney, vb. dek sık sık karşılaştırmalara, kıyaslamalara girişiyor.

Bir eleştiri kitabının bunca rahat ve kolay okunabilmesi kolay rastlanan bir özellik değil. Bunun nedenini okurlar kitap boyunca açıkça görebiliyor: Birincisi yazarın bir derdi var ve bu derdini anlatmayı iyi biliyor. İkincisi, derdini kolayca anlatabilecek donanımlara sahip. Düşünce boşlukları, ikircimler bırakmıyor okura.

Bu düşünceleri paylaşabilirsiniz ya da karşı çıkabilirsiniz. Paylaşmanız için de, karşı çıkmanız için de yazar bütün açık yürekliğiyle karşınıza çıkıyor.

Şiir yazmaya ilgi duyanlar için de kafa açıcı, altın öğütlerle dolu bir kitap elimizdeki.

Soğuğa Açılan Kapı’yı okuduktan sonra içimi bir erinç duygusu doldurdu. Neydi bana böylesi karamsar bir şiir ortamında bu duyguyu veren?

1980’den bu yana şiiri hayatın dışına itmeye çalışanlar büyük başarı kazandılar. Şiir okunur, konuşulur bir şey olmaktan çıktı. Bizler azınlıkta kaldık. Ama bir kez daha gördüm ki, bu savaşta yenik görünenler haklı. Şairin dediği gibi, “Galiptir bu yolda mağlup”.

Türk şiir eleştirisinin temel yapıtlarından biri olarak kalacak bu kitap, günlerdir İstanbul Boğazı’nda durmaksızın çalan sis çanları gibi, şiirin gerçek değerlerini, ülkemiz şiir ortamının sisleri içinde haykırmayı sürdürecek.

26.11.2003

Read Full Post »