Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Refik Durbaş’

Şiirleriyle, Cevat Çapan, Başaran, Refik Durbaş
e. e. cummings, Hayden Carruth, Tarık Günersel
Roni Margulies, Oğuzhan Akay, Turgay Fişekçi
Ferruh Tunç, küçük İskender, Nurduran Duman,
Adnan Metin, Selahattin Yolgiden, Gökhan Turgut
İbrahim Tığ.

Öyküleriyle, Demir Özlü, Kate Chopin, Nilüfer Kuyaş
Hande Gündüz, Ferdi Çetin, Bade Osman Erbayav
Eser Erdost, Ozan Çınar, Özgür Puya.

BİR FİLOZOF VE ÖLÜM / John Berger
YAZAR, HALK, İKTİDAR / Aziz Nesin
MELİH CEVDET ANDAY’IN “ÇİFTLİKTEKİ GECE”Sİ / İlhan Berk
MÜŞFİK KENTER / Memet Baydur
ŞİİR OKURU / Emin Özdemir
BİR GİZİN ÇEVRESİNDE / Cemil Kavukçu
RUH ÇAĞIRMA DİLİ / Heinz Schlaffer
AVARE ÇALI / Adnan Azar
YERALTI / Hakan Savaş
DEVLET VE SANAT / Mehmet Serdar
UYUMSUZUN BİLİNCİ VE KORKUYU BEKLERKEN / Sezgin Taş
KIRIK BİR TESTİYLE… / İsmail Erten
Desenleriyle Sevinç Altan

Read Full Post »

Refik Durbaş’ın yeni bir şiir kitabı yayımlandı: Kırk Dört Sıfır Dört (Kırmızı yayınları). Kitapta bir açıklama yapılmamış ama kırk dört, şairin doğum tarihi 1944’ü, sıfır dört de altmışıncı yaşına girdiği 2004’ü anlatıyor.

2004 yılı boyunca şair, kendi hayatına ve şairliğine bir altmışıncı yaş armağanı vermek istercesine yılın her günü bir şiir yazmış. Kitap bu bir yıl boyunca yazılan kısalı uzunlu 365 şiirden oluşuyor.

Kimi şairler, sokakta bulurlar şiiri. Sokağın insanı, yapısı, kiri, derdi, umudundan çıkarırlar şiirlerini. Refik Durbaş böylesi şairlerdendir.

Onun şiirindeki sokak, her şeyden önce kendi hayatının sokağıdır.

Sekiz yaşında büyük bir göçle başlar içindeki dinmeyen “sıla” ve “gurbet” sızısı. Erzurum’dan İzmir’e göç eder, kim bilir hangi nedenden ailesiyle birlikte.

Yalnızca çocukluktaki böyle bir alt üst oluş bile yeter kişiyi şair kılmaya. Cemal Süreya da yine böyle büyük bir göçün yarattığı bir şair değil midir?

On dokuz yaşında ikinci göçünü yaşayarak üniversite öğrenimi için İstanbul’a gelir. Şiirinin yeni yurdu artık bu kenttir.

1978’de yayımlanan Çırak Aranıyor, Refik Durbaş’ın kendine özgü şiirinin kurulduğununu gösterir. Buradaki şiirler hem şair için, hem de Türk şiiri için yeni bir anlatım, yeni bir şiir dünyasıdır.

Sokak insanları, kendi dilleriyle, kendi varoluş kavgalarıyla, kendi kültür dünyalarıyla ve yaşayan, sahici kişilikler olarak şiirlerde boy gösterirler.

Sokağın, yoksul, çalışan insanların dilinden özgün bir şiir dili yaratabilmiş ender şairlerdendir Refik Durbaş. Türk şiiri içindeki en önemli özelliği de bu başarısıdır.

Gün doğmadan açıyorum dükkânı

Kuşlar uykuda daha, ağaçlar uykuda, yüreğim uykuda.

Tuvalet penceresinin karşısı koca bir han

çoğu terzi, konfeksiyoncu, ütücü bir sürü kız

Bu kitaptan günümüze dek uzanan süreçte Refik Durbaş, azalmayan bir süregenlikle şiir yazmayı sürdürdü. Pek çok yeni kitabı yayımlandı.

Bu süreçte dili değişmedi. Ancak, anlattığı dünyaların daha yaygınlaştığı, çeşitlendiği söylenebilir.

Bunun belki de baş nedeni mesleği gazetecilik olmuştur. Hem kent sokaklarında, hem ülkenin türlü yerlerinde durmadan dolaşmak, oralardan röportajlar bulup çıkarmak zorunda kalmıştır.

Bu röportaj  yazarlığının onun şiirine de yansıdığını söylemek yanlış olmaz.

“Ben dünyaya şiirle, şiirlerle bakmayı seviyorum ve öyle bakıyorum.” der bir konuşmasında.

Refik Durbaş’ın penceresinden çağdaş şiirimizde, başka şairlerde rastlanmayan pek çok konunun, kişinin, serüvenin girdiği bir gerçek. Şairin de görevi başka nedir ki? Görülmeyini görünür, duyulmayanı duyulur kılmak.

Kırk Dört Sıfır Dört, şiirimiz için bir ilk. Deneyselliğiyle, şiirle tutulmuş bir günce olmasıyla, şiirden bir takvim özelliğiyle…

Masamda

toprak saksıda

kokusu solmuş

bir tutam fesleğen

O da seni düşünüyor

ben de…

Read Full Post »

Kimi şairler, sokakta bulurlar şiiri.

Sokağın insanı, yapısı, kiri, derdi, umudundan çıkarırlar şiirlerini.

Refik Durbaş böylesi şairlerdendir.

Onun şiirindeki sokak, her şeyden önce kendi hayatının sokağıdır.

Sekiz yaşında büyük bir göçle başlar içindeki dinmeyen “sıla” ve “gurbet” sızısı. Erzurum’dan İzmir’e göç eder, kim bilir ne nedenden ailesiyle birlikte.

Yalnızca çocukluktaki böyle bir alt üst oluş bile yeter bir kişiyi şair kılmaya. Cemal Süreya da yine böyle büyük bir göçün yarattığı bir şair değil midir?

Erzurum’dan çok farklı yeni yurdu İzmir’de bir yandan okula gitse de satıcılık, su tesisatçılığı vb. dünyanın işine dalmıştır bir kez.

Baktığı, yaşadığı şeylerde şiiri görmeye başlayınca değişir kişinin yazgısı.

Bundan böyle her şeye şiir görebilmek, o şiiri başkalarına da gösterebilmek için bakar.

Gün doğmadan açıyorum dükkânı

Kuşlar uykuda daha, ağaçlar uykuda, yüreğim uykuda.

Tuvalet penceresinin karşısı koca bir han

çoğu terzi, konfeksiyoncu, ütücü bir sürü kız

Ama buraya gelebilmek o denli de kolay değildir. 1960’larda şiire başlamak, şiiri İkinci Yeni’den öğrenmek demektir.

On dokuz yaşında ikinci göçünü yaşayarak üniversite öğrenimi için İstanbul’a gelir. Şiirinin yeni yurdu artık bu kenttir.

1971’de yayımlanan ilk kitabı Kuş Tufanı’na dek, 1960’ların önde gelen dergilerinde, “Soyut”, “Şiir Sanatı”, “Papirüs”, “Yeni A”da çıkan şiirleriyle tanınmıştır. Anlatımı İkinci Yeni’nin kapalılığından etkinlense de sokağın insanı, şiirlerin bir yerlerinden başlarını çıkarıp soluklanmayı bilirler. Şairin derin duyarlığı yayılmıştır şiirlerin içine.

Bu insan duyarlığı 12 Mart 1971 sonrasında yaşanan baskı döneminin de etkisiyle 1974’de yayımlanan Hücremde Ayışığı’nda daha da belirginleşir.

1978’de yayımlanan Çırak Aranıyor, artık Refik Durbaş’ın kendine özgü şiirinin kurulduğununu gösterir. Buradaki şiirler hem şair için, hem de Türk şiiri için yeni bir anlatım, yeni bir şiir dünyasıdır.

Sokak insanları, kendi dilleriyle, kendi varoluş kavgalarıyla, kendi kültür dünyalarıyla ve yaşayan, sahici kişilikler olarak şiirlerde boy gösterirler.

Sokağın, yoksul, çalışan insanların dilinden özgün bir şiir dili yaratabilmiş ender şairlerdendir Refik Durbaş. Türk şiiri içindeki en önemli özelliği de bu başarısıdır.

Çaylar Şirketten, bu başarının kentlerarası otobüslerde çalışan bir muavin gencin özelinde yeni bir tekrarıdır.

Bu kitaptan günümüze dek uzanan süreçte Refik Durbaş, azalmayan bir süregenlikle şiir yazmayı sürdürdü. Pek çok yeni kitabı yayımlandı.

Bu süreçte dili değişmedi. Ancak, anlattığı dünyaların daha yaygınlaştığı, çeşitlendiği söylenebilir.

Bunun belki de baş nedeni mesleği gazetecilik olmuştur. Hem kent sokaklarında, hem ülkenin türlü yerlerinde durmadan dolaşmak, oralardan röportajlar bulup çıkarmak zorunda kalmıştır.

Bu röportaj  yazarlığının onun şiirine de yansıdığını söylemek yanlış olmaz.

Dizeler içinde de sanki, sokaklarda gezmeye, çevreye bakmaya,  başlamıştır. Onların şiirini bulup kâğıda geçirmeyi iş edinmiştir kendine. Bu ilişkiyi bir konuşmasında kendisi de şöyle açıklar:

“Gazeteciliğim şairliğimin her zaman gölgesinde kalmıştır. Önce bir şairim ben. Şair olarak var olmak istiyorum. Gazetecilik ayrı bir uğraş. Rastlantıyla gazeteci oldum. Başka bir şey de olabilirdim. Şairliği ise kendim seçtim. Gazete yazılarını da bir şair olarak severek yazıyorum. Ve sevdiğim şeyleri, kendimi zorlamadan, içlerine yine şiirlerimi damıtarak yazmaya çalışıyorum. Önemli olan benim bir şiir penceresinden dünyaya bakışım. Ben dünyaya şiirle, şiirlerle bakmayı seviyorum ve öyle bakıyorum.”

Refik Durbaş’ın penceresinden çağdaş şiirimizde, başka şairlerde rastlanmayan pek çok konunun, kişinin, serüvenin girdiği bir gerçek. Şairin de görevi başka nedir ki? Görülmeyini görünür, duyulmayanı duyulur kılmak. Bunu başarabilen şairler, adlarını yazabilirler şiirlerin altına.

Read Full Post »