Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Oktay Rifat’

Oktay Rifat, kendisiyle yapılan bir konuşmada sanatta başarılı olmanın yollarından söz ederken, “her şeyin başı bilmek. Bir işi bilerek yapmak.” diyor.

Ülkemizin yıllardır içinde yuvarlandığı, bir türlü bitmek bilmeyen  alt-üst oluş süreci, insanlarımızı fazlasıyla etkiledi. Bir günde televizyon sunucusu, gazeteci, siyasetçi, trilyoner olunabildiği gibi sanatçı da olunabileceğine inanıldı. Hatta çoğuna bunlardan biri yetmedi, hem gazeteci, hem sanatçı, hem siyasetçi, hem de iş adamı olunabileceğini sıradan yurttaşlara gösterdiler.

Böylelikle eğitimin, yıllar boyu okullarda geçirilen günlerin pek de önemli olmadığı, bir parça yeteneğin çok şeye yetebileceği kanıtlanmış oluyordu.

Sık sık karşılaştığım durum: Elinde bir şiir dosyasıyla gelen genç bir insan.

“Ben şiir yazıyorum. Yazdıklarımı çevremde herkes beğeniyor. Bir de size göstermek istiyorum.”

Bakıyorsunuz, ne bir dil özeni, ne anlattığı bir şey var, ne de şiirin ne olduğundan haberi.

Böyle durumlarda soruyorum:

“Siz hiç şiir okudunuz mu?”

“Okudum.”

“Kimleri?”

“Orhan Veli.”

“Başka?”

“Özdemir Asaf.”

“Başka?”

Başkası yok. Kimi zaman yukarıdaki isimler değişiyor ama yine başkası yok.

Bu noktadan sonra bir parça sertleşme hakkını kendimde buluyorum. Başka mesleklerden örnekler veriyorum.

“Kalay dökmesini bilmeyen biri, kalaycı olabilir mi?”

Fransa’da yapı ustası yetiştiren yapı meslek okullarında öğrenciler, okullarını bitirdikten sonra ülkenin çeşitli bölgelerinde o yörelerin yapı gereçlerini tanımak için çalışmak zorundadırlar. Hangi yörenin gereçleri nasıldır, üzerinde çalıştıkça ustayla gereç birbirlerini eğitir, bütünler, tamamlarlar. Sonunda işini iyi bilen bir usta çıkar ortaya. Yalnızca demir ve çimentoyla ev yapmayı bilen biri ülkenin her yerini beton yapılarla donatamaz. Sözgelimi, Kuzey Fransa’da konutlar yalnızca kırmızı tuğla ile yapılabilir. Yörenin geleneksel yapıları böyle olduğundan yerel yönetimler bunun sürmesini isterler ve tuğla dışında bir gereçten konut yapmanıza izin vermezler. Beğenir ya da beğenmezsiniz ama başka türlü de davranamazsınız.

Ülkemizde ise öyle bir boşvermişlik yayılmış ki ne yerel yapı özellikleri kalmış, ne kültür, ne insan, toparlayabilene aşk olsun.

Şöyle soralım:Son bir yılda halkı bilgilendirdiği savındaki televizyon ekranlarında şair olarak en çok kimi gördünüz?

Boşuna düşünmeyin, yanıt: Kerem Alışık.

Her akşam ekranları dolduran, içerikleriyle halkın yaşam kültürünü her gün biraz daha düşüren kim kimle ne yapıyor programlarının vazgeçilmez kişisi. Şiir yazdığı için kadınların gönlünde taht kuran erkek. Ne yazmış, nasıl yazmış soran yok.

İnsanlarımıza galiba önce gökten yere inmediklerini, üzerinde yaşadıkları dünyanın binlerce yılda oluşmuş bir tarih ve kültür kalıtının olduğunu, bugünün insanlarının da bu geleneğin son halkası olduklarını görmeliyiz.

Şiir mi yazıyorsunuz, Homeros’u başlangıç sayarsak demek, 2700 yıldır şiir yazılıyor. Böylesi bir şiir birikiminden habersiz, ben şiir yazıyorum diye ortaya çıkılabilir mi?

Sanat yapıtlarının değeri biraz da kendinden öncekilerle ve çağdaşlarıyla kıyaslanarak belirlenir. Bu kıyaslamayı da önce ortaya koyduğu ürüne bakıp sanatçının kendisi yapacaktır.

Başka alanlarda, bilgisizlik belki örtülebilir ama sanatta ilk bakışta kendini gösterir.

Bilgisiz sanat olmaz.

14.10.1998

Reklamlar

Read Full Post »