Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Nazım’ın şiir kitapları’

65 yıl önce bugün, Türk şiirinin büyük dönemeçlerinden birini oluşturan “Karıma Mektup” adlı şiiri, Nâzım Hikmet, Bursa Cezaevi’nde yazdı.

Bu şiir, şairin 1935’de yayımlanan Portreler adlı kitabında yer aldı. Ancak kitabın yergi ve polemik amaçlı öteki şiirleri arasında tek başına kaldı. Bu yıllarda Nâzım, hâlâ Fütürizmin yüksek sesli söyleyiş özellikleriyle şiir yazıyordu. Kitabı,

Behey!

Kara maça bey!

behey yüzü kara.

Ruhunu zenci bir esir gibi çıkardın pazara,

bir orospu odası yaptın kafatasını…

gibi şiirlerle doluydu. 1929’da 835 Satır’la başlayan, şairin gençlik heyecanlarıyla dolu olduğu süreç henüz sona ermemişti. “Putları yıkıyoruz” kampanyasıyla saldırdığı eski şiirin temsilcileriyle tartışmaları sırasında yazdığı taşlamaların toplandığı Portreler kitabı bir yergi şiirleri toplamı olarak anıldı.

Ardından 1936’da Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı’nın yayımlanmasıyla Nâzım’ın Türk şiir geleneğini kucaklayan yeni bir bireşime vardığı görüldü.

Ertesi yıl, “Varlık” dergisinde, eski şiire bütünüyle karşı çıkan, Nâzım’ın siyasallaştırdığı şiiri, tümüyle sıradan insana yönelten “Garip” şiirinin ilk örnekleri yayımlanmaya başladı.

“Mesele bir sınıfın ihtiyaçlarının müdafaasını yapmak olmayıp sadece zevkini aramak, bulmak ve sanata hâkim kılmaktır.” diyordu Orhan Veli.

1938’de yazdığı “Kitabe-i Seng-i Mezar” şiirindeki,

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada

Nasırdan çektiği kadar

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye

dizeleri bu akımın getirdiği yenilik anlayışının simgesi oldular.

Yeniden 1933’de yazılan “Karıma Mektup” şiirine dönersek Nâzım’ın şu dizelerinin de Orhan Veli’ninkilerden pek farklı olmadığını görürüz:

Paran varsa eğer

bana fanila bir don al,

tuttu bacağımın siyatik ağrısı.

Birinde “nasır” sözcüğüyle şiir gündelik hayata sokulurken, ötekinde “fanila”, “don” ve “siyatik ağrısı” sözcükleriyle aynı şey yapılıyor.

Söylemek istediğim şu: Orhan Veli’nin şiirimize getirdiği yenilik hareketi aslında Nâzım’ın “Karıma Mektup” şiiriyle başlamıştı.

Ne var, o yıllarda Nâzım’ın da bunu görebildiğini söylemek zor. Bu şiirin “Garip” şiirlerinden farklı olarak yoğun bir duygu yüküyle dolu olduğunu da söylemeliyiz.

“Karıma Mektup”, içinde barındırdığı iki önemli özellikten birini, yani sonradan “Garip” şiirinin yaptığı sıçramayı yapamamış, buna karşın şairine sonradan Memleketimden İnsan Manzaraları’nı yazdıracak yolu açan şiir olmuştur.

Her zaman şiirleri  üstüne alçakgönüllü sözler söyleyen, hatta yazdıklarına “şiir” değil, “yazı” diyen Nâzım, bakın karısına yazdığı bir mektupta bu şiirden nasıl söz ediyor:

“Bak, 49-11-11’miş bugün. Hani benim bir şiirim vardır, sana yazılmış, 33-11-11, Bursa, Hapisane diye başlar. Demek ki aradan on altı yıl geçmiş, on altı yıl önce bugün sana şiir halinde ve belki de en güzel şiirlerimden biri halinde bir mektup yazmışım. (…) Türk dili konuşulduğu – ki ebediyen konuşulacak yeryüzünde, bu yeryüzünün en güzel dillerinden biri olan bizim dilimiz – 33-11-11 tarihinde yazılan o şiir okunacak.”

11.11.98

Reklamlar

Read Full Post »