Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Guernica’

Devlet yönetimimizin ilginç bir tutumu var: Kimi konularda dediğim dedik tavrından hiçbir biçimde vazgeçmiyor. Sözgelimi Rıfat Ilgaz, bu nedenle bütün yaşamı boyunca olmadık baskılara uğradı, hiç hak etmediği çileler çekti.

Dün ölümünün 40. yılında anılan Nâzım Hikmet de böylesi yazarlarımızdan.

Ölümünün ardından 40 yıl geçmesine karşın Nâzım Hikmet’le ilgili önyargıların, korkuların, çekingenliklerin ortadan kalktığını söyleyebilmek zor.

Yirminci yüzyıl boyunca pek çok ülkede baskı yönetimleri hüküm sürdü. Bu yönetimlerin ilerici sanatçılarla araları hiç iyi olmadı. Yunanistan’da Albaylar Cuntası boyunca ülkenin önde gelen şairlerinden Yannis Ritsos, toplama kamplarında, sürgün adalarında yaşadı ama 1974’te demokrasiye geçilir geçilmez, o da olağan hayatına döndü, üzerindeki bütün baskılar kalktı.

İspanya’ya demokrasi 1975’te geldi. Kırk yıldır başka ülkelerde sürgünde yaşayan Rafael Alberti, yaşı yetmişi geçmişti, ülkesine döndü. Picasso, 1973’te öldüğünden o günü göremedi ama ünlü tablosu “Guernica”, Madrid’e dönüp Prado Müzesine yerleşti.

Böyle bakınca, tek parti yönetiminin 1938’de hapse attığı, Demokrat Parti yönetiminin 1951’de yurttaşlıktan çıkardığı Nâzım hikmet’in de 1961 Anayasası’yla birlikte ülkesine dönebilmesi, yasaklı kitaplarının yeniden yayımlanabilmesi gerekmez miydi?

Yönetimler değişiyor, baskıcı yönetimler devrilip, demokrat yönetimler geliyor ama gazeteler, 1962’de bile, “Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ” diye başlıklar atabiliyorlardı.

3 Haziran 1963’teki ölümü bile Nâzım Hikmet’in ülkesindeki durumunu değiştiremedi.

İlk kez 1965’te, “Yön” dergisinde bir şiiri yayımlandı. Ardından başka yayınlar birbirini izledi. Memet Fuat, annesinin sakladığı müsvettelerden aralarında Memleketimden İnsan Manzaraları’nın da olduğu dev yapıtları yayımladı. Ancak bu yayınları yapanlar, yıllar boyu mahkeme kapılarında, cezaevlerinde süründüler.

Şerif Hulusi’nin başlatıp Asım Bezirci’nin tamamladığı ilk Bütün Şiirleri çalışması 1975-80 arasında Cem Yayınevi’nce yayımlandı.

12 Eylül 1980 darbesiyle yeniden yasaklı günlere dönüldü. 1987-90 arası bu kez Adam Yayınları’nda Memet Fuat ve Asım Bezirci’nin emekleriyle şiir, oyun, roman, öykü, çeviri, yazı ve konuşmalarının toplandığı 26 kitaplık bütün oluştu.

1990’ların sonuna doğru Birleşmiş Milletler’in İstanbul’da gerçekleştirdiği Habitat toplantısının açılışında Cumhurbaşkanı’nın ağzından, “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine / Bu hasret bizim” dizeleri dökülüverdi.

2002, şairin doğumunun yüzüncü yılı nedeniyle Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı’nın girişimleri, Kültür Bakanlığı’nın geniş desteğiyle UNESCO tarafından bütün dünyada Nâzım Hikmet Yılı ilan edildi. Ülkemizde ve dünyada görkemli etkinlikler düzenlendi. Bunca coşkulu buluşmanın arasında bile yurttaşlığının iadesi için hazırlanan kararname Bakanlar Kurulu üyelerinin tümü tarafından imzalanmadığı için sonuçlanmadı. Ders kitaplarında şiirleri yer alamadı. Nâzım’dan korkanlar, korkularından kurtulamamışlardı hâlâ.

Nâzım Hikmet, yaşadığı yüzyılın önde gelen büyük şairlerinden biri olmasının yanında, hem ulusu, hem de bütün insanlık için bir simge kişilik olmuştu.

Savaşsız ve sömürüsüz bir dünyanın yanında, yalansız, insani bir dünyanın da simgesiydi. Türkiye’de hapiste yatarken de, Rusya’da bütün dünyanın tanıdığı bir şairken de aynı insandı. Düşünceleri her koşulda ve ortamda insani ve insandan yanaydı. İnsanın özüne ilişkin temel değerlerdi hep savunduğu.

Bu nedenle her okuyan onun şiirlerinde kendi hayatına, dünyasına ilişkin bir şey buluyor. Onun ürünlerine sinmiş insani değerler, onu bütün insanlığın ortak kültürel değeri kılıyor.

Demokratik görünümlü yöneticiler, yüreklerindeki karadan kurtulamadıkça Nâzım Hikmet korkularından da kurtulamayacaklar. Bu kimsenin değil, yalnızca onların sorunu.

Nâzım, yüzyıllar geçse de Ayasofya, Süleymaniye, Yunus Emre gibi değerini koruyacak ama onu halkından uzak tutmak için çaba gösterenlerin  ulaşacakları bir yer olmayacak.

4.6.2003

Reklamlar

Read Full Post »