Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘dünyayı şiirle algılamak’

Çağdaş şiirimizi inceleyenler, Cahit Külebi’nin şiirini çok sınırlayıcı bir tanımla “köy şiiri” olarak anarlar.

“Çağdaş şiirimize köyü, köylüleri, köylü duyarlığını getiren…” (Memet Fuat).

“Cahit Külebi, kırın tek şairi.” (Cemal Süreya).

Kemal Özer’in değerlendirmesi ise ayrılır bu genel yargılardan: “Dünyayı alabildiğine doğal bir biçimde şiirsel olarak algılamanın ustası.”

Külebi, “köy şairi” olarak tanımlanınca ister istemez öne çıkarılan, antolojilere seçilen şiirleri de hep bu görüşü destekleyici ürünleri olmuştur.

Her şeyden önce bir şaire, sınırlayıcı tanımlar koymak haksızlık oluyor. Ben Külebi’nin, köyden çok kentin, çağdaş insanın şairi olduğunu düşünüyorum.

Neye dayanarak mı?

Elbette şiirlerine.

Külebi’nin şiirleri okunduğunda öne çıkan özellik köy ya da kent özelliğinden çok, Kemal Özer’in vurguladığı, “dünyayı alabildiğine doğal bir biçimde şiirsel olarak algılamanın ustası” olmasıdır.

Çağdaş insanı, onun duyarlıklarını anlatan bir şairdir Külebi. Bu insan köyde de yaşayabilir, kentte de. Bu özellik şiirlerinin belirleyici yanı değildir. Büyük kentte doğup, yetişmiş kent insanı için de benzersiz önemdedir Külebi’nin şiiri. Çünkü, “dünyayı algılamak”tır temel sorunu. Bunda da çok başarılı olmuştur.

Külebi’nin şiir kökleri araştırılırken de halk şiiri kaynağı öne çıkarılır: “Halk şiirimizden ve özellikle de türkülerimizden damıttığı, yalın, aydınlık, lirik, yer yer izlenimci ögeler taşıyan bir şiir.” (Ataol Behramoğlu).

Külebi’nin 1949’da yayımlanan ikinci kitabı Rüzgâr’da “Dostlar” başlıklı bir bölüm vardır. Bu bölümde yer alan beş şiirden dördünün dikkatle okunduklarında, onun şiir dünyasının kaynaklarını gösterdikleri görülür: “Bakî”, “Karacaoğlan’a”, “Guillaume Apollinaire’e”, “Nurullah Ataç’a”.

Bu dört kişilik farklı şiir gelenek ve anlayışlarının tipik temsilcileridir. Külebi’nin onlara şiir yazması, şiir kaynakları içinde onları da gördüğünü gösterir. Dolayısıyla onun şiirine yalnızca halk şiiri kaynaklı bir şiir olarak bakamayız. Karacaoğlan da, Apollinaire de eşit biçimde onun şiir kaynaklarını oluşturur.

“Bir şair, konuşulan her şeyin şiirini yazabilir,” der Külebi. Şiirde yapmaya çalıştığı da budur.

İstanbul’da bir sevdiğim vardı

Keçi yavrusuna benzer.

dizeleri, bana Picasso’nun Keçi (1952) heykelini anımsatır. Çerden çöpten yapılmıştır bu heykel. Ama gebedir ve çok sağlıklı görünür. Yaşam sevinci uyandırır görende. Keçi, inatçılığın, dirençliliğin, aynı zamanda da sevimli, hoş olmanın simgesidir. Çağdaş şiirimizde onca aşk şiiri yazılmışken hangi şair sevdiğini keçi yavrusuna benzetebilme imge gücünü kendinde bulabilmiştir?

Picasso’nun Keçi ‘si ne denli çağdaş bir yapıtsa, Külebi’nin bu dizeleri de o denli çağdaştır.

Külebi’nin şiirini bu gözle okuyanlar onda çağdaş şiirimizde benzeri görülmedik, bulunmaz güzellikte dizelerle karşılaşacaklar, okudukları şiirin hayatı kavrayış gücüne hayran kalacaklardır.

Külebi gibi çok tanınan ve sevilen bir şair bile basmakalıp yargılarla değerlendirilmişse, çağdaş şiirimizin tamamının yeterince irdelendiği, anlaşıldığı, eleştirildiği söylenebilir mi?

28.1.2004

Reklamlar

Read Full Post »