Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘Cemal Süreya’

Kimi şairler, sokakta bulurlar şiiri.

Sokağın insanı, yapısı, kiri, derdi, umudundan çıkarırlar şiirlerini.

Refik Durbaş böylesi şairlerdendir.

Onun şiirindeki sokak, her şeyden önce kendi hayatının sokağıdır.

Sekiz yaşında büyük bir göçle başlar içindeki dinmeyen “sıla” ve “gurbet” sızısı. Erzurum’dan İzmir’e göç eder, kim bilir ne nedenden ailesiyle birlikte.

Yalnızca çocukluktaki böyle bir alt üst oluş bile yeter bir kişiyi şair kılmaya. Cemal Süreya da yine böyle büyük bir göçün yarattığı bir şair değil midir?

Erzurum’dan çok farklı yeni yurdu İzmir’de bir yandan okula gitse de satıcılık, su tesisatçılığı vb. dünyanın işine dalmıştır bir kez.

Baktığı, yaşadığı şeylerde şiiri görmeye başlayınca değişir kişinin yazgısı.

Bundan böyle her şeye şiir görebilmek, o şiiri başkalarına da gösterebilmek için bakar.

Gün doğmadan açıyorum dükkânı

Kuşlar uykuda daha, ağaçlar uykuda, yüreğim uykuda.

Tuvalet penceresinin karşısı koca bir han

çoğu terzi, konfeksiyoncu, ütücü bir sürü kız

Ama buraya gelebilmek o denli de kolay değildir. 1960’larda şiire başlamak, şiiri İkinci Yeni’den öğrenmek demektir.

On dokuz yaşında ikinci göçünü yaşayarak üniversite öğrenimi için İstanbul’a gelir. Şiirinin yeni yurdu artık bu kenttir.

1971’de yayımlanan ilk kitabı Kuş Tufanı’na dek, 1960’ların önde gelen dergilerinde, “Soyut”, “Şiir Sanatı”, “Papirüs”, “Yeni A”da çıkan şiirleriyle tanınmıştır. Anlatımı İkinci Yeni’nin kapalılığından etkinlense de sokağın insanı, şiirlerin bir yerlerinden başlarını çıkarıp soluklanmayı bilirler. Şairin derin duyarlığı yayılmıştır şiirlerin içine.

Bu insan duyarlığı 12 Mart 1971 sonrasında yaşanan baskı döneminin de etkisiyle 1974’de yayımlanan Hücremde Ayışığı’nda daha da belirginleşir.

1978’de yayımlanan Çırak Aranıyor, artık Refik Durbaş’ın kendine özgü şiirinin kurulduğununu gösterir. Buradaki şiirler hem şair için, hem de Türk şiiri için yeni bir anlatım, yeni bir şiir dünyasıdır.

Sokak insanları, kendi dilleriyle, kendi varoluş kavgalarıyla, kendi kültür dünyalarıyla ve yaşayan, sahici kişilikler olarak şiirlerde boy gösterirler.

Sokağın, yoksul, çalışan insanların dilinden özgün bir şiir dili yaratabilmiş ender şairlerdendir Refik Durbaş. Türk şiiri içindeki en önemli özelliği de bu başarısıdır.

Çaylar Şirketten, bu başarının kentlerarası otobüslerde çalışan bir muavin gencin özelinde yeni bir tekrarıdır.

Bu kitaptan günümüze dek uzanan süreçte Refik Durbaş, azalmayan bir süregenlikle şiir yazmayı sürdürdü. Pek çok yeni kitabı yayımlandı.

Bu süreçte dili değişmedi. Ancak, anlattığı dünyaların daha yaygınlaştığı, çeşitlendiği söylenebilir.

Bunun belki de baş nedeni mesleği gazetecilik olmuştur. Hem kent sokaklarında, hem ülkenin türlü yerlerinde durmadan dolaşmak, oralardan röportajlar bulup çıkarmak zorunda kalmıştır.

Bu röportaj  yazarlığının onun şiirine de yansıdığını söylemek yanlış olmaz.

Dizeler içinde de sanki, sokaklarda gezmeye, çevreye bakmaya,  başlamıştır. Onların şiirini bulup kâğıda geçirmeyi iş edinmiştir kendine. Bu ilişkiyi bir konuşmasında kendisi de şöyle açıklar:

“Gazeteciliğim şairliğimin her zaman gölgesinde kalmıştır. Önce bir şairim ben. Şair olarak var olmak istiyorum. Gazetecilik ayrı bir uğraş. Rastlantıyla gazeteci oldum. Başka bir şey de olabilirdim. Şairliği ise kendim seçtim. Gazete yazılarını da bir şair olarak severek yazıyorum. Ve sevdiğim şeyleri, kendimi zorlamadan, içlerine yine şiirlerimi damıtarak yazmaya çalışıyorum. Önemli olan benim bir şiir penceresinden dünyaya bakışım. Ben dünyaya şiirle, şiirlerle bakmayı seviyorum ve öyle bakıyorum.”

Refik Durbaş’ın penceresinden çağdaş şiirimizde, başka şairlerde rastlanmayan pek çok konunun, kişinin, serüvenin girdiği bir gerçek. Şairin de görevi başka nedir ki? Görülmeyini görünür, duyulmayanı duyulur kılmak. Bunu başarabilen şairler, adlarını yazabilirler şiirlerin altına.

Reklamlar

Read Full Post »

Nâzım Hikmet neden büyük bir şair kabul edilir?

Bu soruya, “Komünist olduğu için,” diye bir yanıt verilebilir mi?

Komünist olması mıdır onu büyük şair yapan?

Öyle ise öteki komünist şairler neden büyük şair olamadılar?

* * *

Şairlerin farklı kişisel özellikleri olduğu, bu özellikleri şiirlerinin de gereci yaptıkları bilinir.

Kimi komünistliği ile tanınır, kimi küfürbüzlığıyla, kimi çok içmesiyle, kimi çapkınlığıyla…

Bu özellikleri midir onları şair yapan?

* * *

Şiirin bir sanat dalı olarak aykırılıkların peşinde koşması; dünyaya, insana aykırı bakışlardan yeni söyleyişler geliştirmesi, yeni ufuklar açması doğal.

Doğal olmayan, şiirin peşinde koştuğu şeyi, şairin hayatıyla yakalamaya çalışması, ilginç bir kişiliğin şiirini de ilginç kılacağını düşünmesidir.

“Cumhuriyet Dergi”nin 25 Temmuz 1999 günkü sayısında Bejan Matur, kendisiyle söyleşi yapan Sezai Sarıoğlu tarafından, “o, hem Alevi, hem Kürt bir aileden geliyor ve üstelik de kadın,” diye tanıtılıyor.

Bu özellikler bir şairi ilginç kılmaya yarıyacaksa o zaman Sünni, Türk ve erkek bir şair daha baştan ilginç olmaktan çıkıyor.

Oysa şiirin ve şairin böylesi şiir dışı ölçütlerle değerlendirilemeyeceğini biliyoruz.

Şiirin ölçütü yine şiirdir. Şairin o şiirin arkasında duruş biçiminin ancak bir anlamı olabilir okurlar için.

* * *

Cemal Süreya, o ünlü şiirleriyle ortaya çıktığında, kimse onun 1938 Dersim ayaklanması sırasında Batı’ya sürülmüş bir ailenin çocuğu olduğunu bilmiyordu. Hayranlık uyandıran şiirlerinin ardında kuşkucu kişiler yalnızca “Eluard ya da Apollinaire esiniyle mi böyle yazıyor,” diye düşünmüşlerdi.

Sonraları yaşamöyküsü daha bilinir olduğunda şiirine ilişkin değerlendirmelerde bu nedenle bir değişiklik olmadı.

Son yıllarda Almanya’da tanınan bir yazarımız var: Sevgi Özdamar. Almanca yazdığı Hayat Bir Kervansaray adlı romanıyla önemli edebiyat ödülleri kazandı.

Sevgi Özdamar’ın başarısı, Hıristiyan Alman toplumunda, Türk, Müslüman ve kadın oluşuna bağlanabilir mi?

Özdamar, Türkçe’deki çeşitli deyimleri, söz oyunlarını Almanca söylemeyi başararak, o dile ve kültüre katkıda bulunmuş, ilgi uyandırmıştır.

Ben Bejan Matur’un yayımlanan iki şiir kitabında, başkalarına benzemeyen, kendine özgü bir dünya olduğunu gördüm.

Bejan Matur, önemli bir şair olacaksa, ona bu fırsatı o benzersiz dünyası verecektir.

11.8.1999

Read Full Post »