Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘1980 sonrası şiiri’

Edebiyat dergilerini izleyenler ayrımındadır: Eski büyük ustalardan hayatta kalanların ürünlerine pek rastlanmıyor artık. Dahası 80’li yılların önemli isimleri olarak kabul edilenlerde de ununu elemiş, eleğini asmış bir hava egemen.

Bugünlerde edebiyat dergilerinde daha çok yeni isimlerle karşılaşıyoruz. Şiirimizin yeni atılımlar yapacak, yeni bir dönem açabilecek gücü kaldıysa tam zamanıdır.

Ne ki son yirmi yıldır şiirin toplumsal hayattaki yerini neredeyse tümüyle yitirdiği, kıyıda köşede kalmış bir uğraş durumuna düşürüldüğü bir sürece de hepimiz tanık olduk.

Şiir okuyan, konuşma arasında dizeler söyleyen bir toplumken, şiirden yüz çevirmiş bir topluma dönüştük.

Bu süreçte şiirde anlam aramayan, sözcük oyunlarıyla ilginçlikler yaratmaya çalışan, söyleyecek sözü olmadığından kapalı, ne dediği anlaşılmaz dizeler kurarak; üstelik şiir budur diyerek bu anlayışın savunusunu da canını siper edercesine yapan şairlerin büyük payı oldu.

Yahya Kemal, yaşarken bir tek şiir kitabı bile yayımlamadı ama şiirleri dillerdeydi. Meclis’te milletvekilleri, “Yahya Kemal’in yeni şiirini gördünüz mü?” diye birbirlerine soruyorlardı.

Nâzım Hikmet’in, 1938’den 1965’e, 27 yıl, tek bir şiiri bile yayımlanmadı ama ne kendi unutuldu, ne de şiirleri.

İnsanla buluşabilen bir şiir kendine hayat alanı açabiliyor demek.

80 sonrasının baskın eğilimi olan, “İyi şiiri en çok beş yüz kişi anlar,” anlayışı, gele gele şiiri toplum hayatından çıkarıp, kıyıda köşede kalmış insanların bir uğraşı durumuna getirdi.

Şiir o denli hayatın dışına çıktı ki, ne okuyanı kaldı, ne soranı. Yakın zamana kadar yayınevlerinin en saygın dizileri şiir dizileriyken bugün ne yayınevleri şiir kitabı basmak istiyor ne de kitabevleri şiir kitaplarını raflarına koymak.

İşin bir başka ilginç yanı da şiirle uğraşanlarda, bu süreçle ilgili bir karşı çıkışın görülmemesi. Birkaç heveslinin bir araya gelip çıkardıkları şiir dergilerini alıp okuyun. Yayımlandıkları ülkeyle, toplumla ve dönemle bir ilişki kurabilmek olanaksız.

Erzincan’da yayımlanan böylesi bir dergiyi bir süredir ilgiyle izliyorum. Derginin adı: “Le poète travaille”. “Şair çalışıyor” anlamında. İyi de neden “Şair Çalışıyor” değil de, “Le poète travaille”. Fransa’da açtığınız dükkâna Türkçe bir tabela assanız, Fransız dilini korumak için çıkarılan yasalara göre ceza görürsünüz.

Şiir anadille yapılan bir uğraştır. Anadilinde şiir güzelliği, tadı bulamayanların bunu yabancı dillerde – bu arada Osmanlıcada – araması boşuna bir çabadan öteye gidebilir mi? “Şair çalışıyor” demek, “Le poète travaille” demekten daha mı az şiir tadı taşıyor?

Dahası, bu dergi Erzincan’da yayımlandığına göre, oradaki şairlerin ürünlerinin ağırlıkta olması gerekir değil mi?

Şaşırtıcı ama gerçek: Dergide ne Erzincan’la, ne de Erzincan’da şiirle uğraşanlarla ilgili bir bilgiye rastlanmıyor. Ya ne var diyeceksiniz? Ülkemizin tanınmış edebiyat insanlarının ürünleri. Onların ürünlerini yayımlayamama gibi bir sorunları yok ki! İstedikleri dergide istedikleri an yayımlayabilecekleri ürünleri yayımlamak için Erzincan’da dergi çıkarmanın ne anlamı var?

Bu dergiyi yayımlayan arkadaşların, Türk edebiyatı, şiiri üstüne hiç kendi düşünceleri yok mu? Bu düşüncelerini yazıp okurlarla paylaşsalar daha yararlı olmaz mı? Söyleyecek bir sözleri yoksa, o zaman neden yeni bir dergi çıkarmak gereksinimi duyulur?

“Aa, Erzincan’da Le poète travaille adlı bir dergi çıkıyormuş,” dedirtmek için mi?

10.9.2003

Reklamlar

Read Full Post »

TÜYAP Kitap Fuarı sırasında düzenlenen tartışma programlarında en çok konuşulan konulardan biri de günümüz şiiriydi.

Günümüz şiiri kavramını 1980’den bugüne dek yazılan ve yazılmakta olan şiir olarak anlayabiliriz. Ben bu dönemi şiire, şaire ve topluma ilişkin temel değerlerin ve sorunların, herkesin kafasını karıştıracak biçimde karmaşıklaştığı bir dönem olarak görüyorum.

Bunda birinci etkeni, bu dönemde çok sayıda ve çok farklı anlayışlarla şiirler yazılmasına karşın, bu şiirlerin bir eleştiri süzgecinden geçmemesi oluşturuyor.

Geçmiş dönemlerde de şiir eleştirisi çok yazılmıyordu. Ama hem sözüne ve yargılarına güvenilen birkaç eleştirmen vardı, hem de şairler şiir üzerine yazdıkları eleştiri ve tartışma yazılarıyla bu boşluğu dolduruyorlardı.

Günümüz şiir ortamı tartışmaların olmadığı bir alan. Herkes şiirini yazıp yayımlıyor, sonra da derin bir suskunluk deniziyle karşı karşıya kalıyor. Hatta düşüncelerini açıklamak için arada bir kaleme sarılanlara kızılıyor.

Kimi romancıların, kendilerini eleştirenlere, “Ekmek paramla oynuyorlar,” diye karşı çıktıklarına tanık olmuştum. Şiirden ekmek parası kazanmak da söz konusu değil.

O halde neden tartışmaktan korkuluyor, anlamak zor. Tartışmak bir düşmanlık değil, dostluk göstergesidir oysa. İkinci Yeni anlayışına en sert eleştirileri yöneltmiş Asım Bezirci, bu anlayışta şiir yazan şairlerin en yakın arkadaşlarından biriydi.

Sanat yapıtlarının boş övgülerle değil, sarsıcı eleştirilerle gerçek değerlerine ulaşacağını kim yadsıyabilir?

Günümüz şairlerinin tartışmaktan ve eleştiriden korkularının ardında bir kendine güvensizlik duygusunun yattığını düşünüyorum.

Günümüz şairlerinin karşısındaki bir başka önemli ölçüt de çok güçlü ve zengin bir bütün oluşturan çağdaş şiirimiz.

Türk şiiri 1930’lardan 1980’lerin başına dek hem çok büyük aşamalar geçirdi, hem de sayıları yirminin üzerinde çok önemli şairler yetiştirdi.

Bir ülkede bir yüzyılda bu denli çok sayıda önemli şair çıkması dünya tarihinde de az rastlanır bir olgu. Nâzım Hikmet’ten Orhan Veli’ye, Oktay Rifat’tan Melih Cevdet’e, Dağlarca’dan Dıranas’a, Necatigil’den Külebi’ye, Cemal Süreya’dan Edip Cansever’e, Ahmed Arif’ten Can Yücel’e say, sayabildiğin kadar.

Bunca büyük şairin ardından şiir yazmaya girişmek her şeyden önce büyük cesaret isteyen bir iş. Bu şairlerden sonra şiir yazabilmek için onlardan öte, onlardan önemli şeyler söyleyebilmek, yazabilmek savında olmak gerek. Geçmiş şiirle hesaplaşmadan yeni bir şiir yazabilmek olanaklı mıdır?

Günümüzde şiir yazanlar, bu büyük geçmişin karşısında bir ölçüde umarsız kalıyorlar. Kendilerine bir çıkış yolu bulamıyorlar ve bu geçmiş onları eziyor.

1993-2001 arasında dokuz yıl boyunca yayımlanan Şiir Yıllıkları her yıl bana derin bir acı vermiştir. Nedeni bu yıllıklarda hep en beğendiğim şiirleri yine eski kuşak şairlerin yazdığını görmemdi. Bir yıl boyunca yazılmış yüzden çok şiir bir kitapta toplanıyor, içinde birkaç pırıltı, gerisi koca bir çöplük.

Bu ay, gazetemizin kültür sayfasında “ayın şiiri” olarak seçilen Kemal Özer’in “O Halde” başlıklı şiirini okudunuz mu?

Duyalım istemiyorlar sürgündeki köyleri

damlar hâlâ yerle bir, ocaklar yıkık

diye başlıyor. Neden böylesi güncel bir temayı günümüzün yeni kuşak şairleri işleme cesaretini gösteremiyor da yaşı altmış beşi geçmiş ozanın dizelerini beğeniyoruz. Hayat bu kadar uzak mı bugünün şairine? A. Kadir’in dizelerini, kendi dizelerine aşılamayı Kemal Özer gerçekleştirecek de bugünün şairi onu hiç anmayacak mı?

Şairler hayatta her şeyi yitirmiş, yalnızca şiirleriyle kalmış insanlar değil midir? Kendini yakmadan büyük şiir çıkarabilmiş kim vardır yeryüzünde? O halde günümüz şairleri neyi yitirmekten korkuyorlar?

Cesaret şair!

6.11.2002

Read Full Post »