Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Yitik Bahar’ Category

I.

İnsan ne zaman insandır?

En güçsüz yanlarını gizleyemediğinde

İki insan arasında diyalog ne zaman kurulur?

Bir insan en güçsüz yanlarını sergileyip, öteki de onu anladığında

Bir insan ne zaman sevmeye başlar?

Karşısındaki de onu sevmeye başlayınca

Sevgi ne zaman biter?

Hiçbir zaman

Peki insan ne zaman biter?

Artık sevmediğinde

II.

Bir insanın değerini kimler bilir?

Onu sadece uzaktan tanıyanlar.

Bir insana ne zaman tüm insanlarca değer verilir?

Öldükten sonra

Ama neden?

Çünkü yaşarken değer değil, insandır.

Peki öldükten sonra onun da insan olduğu düşünülmez mi?

Düşünülür. Ama artık önemli olan onun insanlığı değil, değeridir.

Peki insanlık ne zaman önemli olur?

İki insan karşılaştığında.

Read Full Post »

Dolaştım dolaşır gibi bir müzeyi

Bin yıl önceki hayatlara karışır gibi merakla içim titreyerek

Dolaştım çocukluk ve ergenliğinden on yedi yıl yaşadığın adayı

Doğasında ve insanında seni yaratan şeylerden izler aradım

Gözlerinde sevgi parıltıları gencecik kızlar vardı

İnsanları yaklaştıran daracık sahillerinde

Saçlarını yıkadığın kaynakta saçlarımı yıkadım

Rakılar içtim aynı suyla sofrasında denizin

Ham incirini yedim dalından koparıp acı acı

Seni yaratan doğa beni de etkilesin

İstedim

Daha yakın olayım sana

Tepelerde izler kalmış

Rumların sırtlarında toprak taşıyarak

Kayaların üzerine kurdukları bağlardan

Güzelim insan emekleri yağmalanmış burada da

Tepeler yine kayalar içinde çıplak

Sevdiğin çocuk : “mercimek” ya da “çay kaşığı”

— annesinin deyişiyle —

Gezindi çevremde bir güzellik imgesi gibi

Yanaklarına konan avuçlarımın sıcaklığında seni arayarak

Karmaşık heyecanlarla ayak bastığım adan

Uzaklarında yaşadığım anın

Bir müze gibi geldi bana

Sen olmayınca

10.8.1979

Read Full Post »

Gece yağmaya başlayan kardan mı nedir

Saklamak zorunda olduğum kocaman bir sevinç varmış gibi

Çok şeyler söyleyecekmişim de

Söyliyemiyormuşum gibi dolu dolu yüreğim.

İnsanca bir gülümsemeye rastladım

Hıdırellez günlerinde salıncaklarda sallanan insanların

Gönülleri kadar hafif.

Baloncunun peşinden koşan çocuk yüreği gibi sevdalı

Al, yeşil, sarı balonlarımız olsun, n’olur diyen

Bağlara gidelim

Asma çardaklarda yatalım geceleri

İsteyen sabahlasın istediği kitapla

İncir, üzüm, nar şeftali

Hepsi hepimizin diyen

Sevginin, dostluğun, arkadaşlığın dışında

Hiçbir anlama gelmeyen

İnsanca bir gülümsemeye rastladım.

Merdivenlerde verdiğin sarı kasımpatıyı unutmadım

Sevdiğim bir şiir kitabına taktım onu

Karıştı çiçeğin şiirlere.

Kolunu boynuma doluyorsun otobüste

Çocuğunu seven bir anne gibi

Yakınlığımız insanlığımızdan geliyor

Ne kadar insanlaşırsak

O kadar arkadaşız.

Kar dinmek bilmiyor dışarıda.

Read Full Post »

Sorma bana kimim

Nerden geldim buraya

Gözlerimdeki kırmızı bulutlar

Hangi günlerden sorma.

Elbet olmuştur geçmişte

Açıklanamaz şeyler

Bağlardan çaldığım üzümleri

Yemişimdir yaslanıp mavi göğün göğsüne

Sorma bana kimim

Yaşım kaç, işim ne?

Bana “Seviyor musun?” de.

Başka bir şey sorma.

Read Full Post »

Otoyolu dağlardan geçirdik

zeytinlerin bitip, çamların başladığı çizgiden

Pek akıl işi değil ya,

zengin ülkeyiz

yaptığımız güzel olsun dedik

kumsalları sevişenlere bıraktık

meyva bahçelerini çiftçilere.

160 kilometre hızla gidenlerin

gürültü ve dumanından korunalım

Hem aşağıyı

alçaktan uçarcasına seyretsinler diye

onları yukarıya aldık

İncecik çıkışlar yaptık kıyıya inen

Beğendikleri koyda konaklasınlar istedik.

İzmir – Kuşadası otoyoluyla

Amazonlar gelir her bahar

Siyah saçlarından Efes’in mermer yollarına güller düşer

En güzel çocuklar

bu kırlarda sevişenlerden doğar.

Otoyolun denizde yansısı yatyollarıdır

Mavi tarlalarda zambaklar

Beyaz salkımlar gibi köpükleri

İnerken suyun üzerinde yedi renk olur.

Hem karada, hem denizde

dünyanın en güzel yolu seçildi bu yol

Temmuz 1982

Seçen : Turgay ve İmgesi.

Read Full Post »

Ne zaman çıksam

Berlin – Wroclaw otoyoluna

Pekçok genç görürüm

Yeni dünyalar aramanın heyecanıyla dolu

Ne zaman bir ülkenin sınırını geçsem

Kır düğünlerinin çerkez damatları kadar mutluyumdur

— Askılı beyaz entarili

Göğsü renk renk kanaviçe

Sarı saçları topuz

Danseden

Beyaz kızlar —

Her yerde anlayamadığım

müzik gibi

yalnızca kulaklarımdan ezgileri geçen bir dil

her söylenenin güzel olduğu duygusunu verir.

Ne zaman yeni bir kent görsem

Orda mutlaka başka kentlerde olmayan bir şey vardır

Onu bulmak için dolaşırım bütün sokaklarında

Ne zaman yeni bir insan tanısam

Genç de olsa, yaşlı da

Yüreğinde sönmeyen bir yıldız vardır

O ışığa âşık olurum ilk görüşte

Bütün aramalarımın başladığı yerdir

Berlin – Wroclaw otoyolu

Çünkü yalnız dağlar, ormanlar ve ırmaklardır

Yalnızlığımın mağarası.

Otomobilimin hızı, yüreğimin atışı

Uzaklaşır başağrısı, başlar gülümseme

Bırakınca kendimi

Beşinci vitese.

Read Full Post »

Sacramento-San Francisco otoyolunda

Yanımda Bill.

Akşam tiyatro fuayesinde karşılıklı otururken

— Henüz tanışmıyoruz —

Ayaklarını yanımdaki sehpaya uzatmasını pek yadırgadığım çocuk

Otomatik vitesli otomobil kullanmaktan son derece rahatsız

— Akşam çalındı sevdiği Dodge’u

biz dans ederken —

Güzeldir buralarda yaşamak

Kırlar on bir ay yeşil, bir ay uçuk sarı

Yolboylarında dizili, bahçeli iki katlı evler

Ergen çocukların camdan odaları

On dört dolarlık New-York Bifteği, buzlu CocaCola

Sonra yavaş dans

Gece dönüşlerinde kapıda uzun bir öpüş

Biz doğmadan çok önce

Program böyle yapılmış.

Read Full Post »

2.

Yağmurlu günlerde seviş benimle

Kuşlar çinko damı gagalarken

Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda

Sıcak öğlesonlarında seviş benimle

Buhurlar tüterken tenimden

Yanan toprağın buğusu soluğumken

Bahar günleri dereboylarında seviş benimle

Kestane saçlarında kelebekler asılıyken

Yaz geceleri kurumuş dere yataklarında

Sıcak kumlar yatağımız, söğütler çatımız, duvarımızken

Ne olursa olsun sabahları seviş benimle

Dinlenmişliğin gücü kaslarında

İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran

Sonra ilk kez görür gibi algılaman için

Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya

3.

Kol kıvrımımdan öp beni

Tüylerimin arasında yollar açan dudaklarınla

Mavi damarlarımdan

Bileklerimden öp beni

Nabzımın tıpırtısı tavşan dudağını titretsin

Öpüşten bilezikler kollarımda

Parmaklarımın ucundan öp beni

Hokka ağzında kalemler

Neye dokunsam

Her şeyde ağzının sıcaklığı

Yüreğimden öp beni

Soyulmuş yumurta beyazlığındaki etimden

Öpüşlerin yanıp geçen bir ışık değil

Uzun yazların güneşi gibi kalsın tenimde

Read Full Post »

Bir güvercinim vardı

Hep yükseklerde uçan

Gözlerden yitip gider

Dönüp bakmazdı geri

Gelip göğsüme konduğunda

Utangaç mavi gagası

Günlerin unutkanlığında

Gözlerinde özlemin kirazları

Saçlarında asitli yağmurların zehiri

Bakar yüzüme

Görebileceği en değerli şey gibi

— Daha yakın iki varlık

Görmedim göğün altında —

Sonra yine uçar

Öylesine yükselir, sevdiği göğe

Ardından bakıp her seferinde

Bir daha dönmeyecek derim

Günler geçer, bazen haftalar, aylar

Güneşli bir günde

yağmurda

gündüz ya da gece

Bakarım karşımda

Mavi gagası özlemin saati

Sanki dün birlikteydik

Hayatın olağanlığı sarar bizi

Yıllarımız geçti böyle

Gözlerim göklerden gelen maviliği beklerken

Gider sonra

Savrulurken gözyaşlarım

Ölü tüyler gibi havada

Read Full Post »

Gözlerinin aklarından dökülürler sokaklara

Her sabah işe giden çocuklar

Saçlarının kıvrımlarından kayarlar güle oynaya

Bağırışları karışır kentin bulvarlarında

Egzozlarla zehirlenen yaprakların hışırtısına

Sen o yaprakların altında beklersin

Saçlarında çocuk ağızları, kavun ve kirazlar

Bir hayatın en güzel rastlantısını.

— Hayatım bir çile yündür

Bacaklarım birer şiş

Her adımda bir ilmik örülür —

Sana yaklaşınca yaklaşırım Dünyaya

En güzel sesleri süzülür

Kirpik tuşlarına dokunduğumda,

Yüzünde karşılaştığım sanat

— En eski arkadaşım —

Hiç tanımadığım biri gibi

Durmadan şaşırtır beni.

Yemekler lezzetlenir

Yüzünün ışığı düşmüşse üzerlerine

Gözlerinin aklığında oynar çocuklar

Kediler gibi rarra rurra

Sevgiyi ilk kez gören bir çocuğun sesidir rakrak

Akşam olunca iner yatağına.

Yağmurlar yıkar bütün gece

Kentin en büyük alanı olan gözlerini

Sabahları yüzündeki sistir

Gemimi bağlayan yatağına

Sokaklarda trafik kilitlenir

Kol kıvrımından ayrılamazken dudaklarım.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki

Bir insana alışmak, çaya, müziğe, bir filme alışır gibi

İki kişi arasında kendine yer açması bir duygunun.

Boşluğa kurulan bir yuvadır o

Yılbaşında kestaneli hindilerden

Hayatıma karışan bir hastanenin nöbet odasından

Deniz kıyılarından, kitaplardan taşınan çerçöple

İçinde hayat yumurtası büyütülen.

İçte titiz bir anne gibi

Onu bir toz birikintisi sanıp süpürme isteği.

İşte böyle geçti yıllar, daha da geçer belki

Boşluğa kurulan o yuvaya taşıdıklarımızla

Acı ve özlemlerimiz

Geçmiş ve geleceğimiz.

Read Full Post »

Suların yuvarlaklaştırdığı bir dünyaydı yüzün

Gelin perçemlerinde takılı gelinciklerin çevrelediği

Döndü ışıklar içindeki dünyamızda yüzün

Topladı güzelliklerin ışığını

Gülüşünden aktı dünyayı damıtan bütün ırmaklar

Sinikliğin karanlığını kanattın en koyu yerinden

Açtı menekşe, lacivert ipek ellerini

Küpe deliklerine astık yüreğimizi

Gözpınarlarında biriken acılarımızdı

Yüzünün laleli sevinci bıraktı onları denizlere

Dünyanın bütün çocukları buluşup yüzünde

Hep birden güldüler bir an

Gülüşün doğdu, dudaklarının kavunu, yüreklerinin ipeğinden

Sarı, siyah, beyaz, kırmızı bir gülüştü.

Yüzün yaratılırken yanında değildim

Karşılaştığımızda yapacak bir şey yoktu.

Read Full Post »

Bir çocuk içindi her şey

Sonsuz kıvrımlı saçlar patikalarımdı

Dalgalarındaki çocukların isteği

Gerisindeki ormanda yitecekleri

Kulak arkasındaki o kumsala ulaşmaktı

Bir insan içindi her şey

Beyin kıvrımlarında kalabilmek canlılık boyu

“Pervaneydim, ışığın yakmıyordu”

Ellerimde öpülmemiş sular terledi

Seni ararken yerin ve göğün gizlerinde

Gözlerindi

Tüm karalar ve denizler diye dolaştığım

En durgun anında yüzeyinin

Uzaklaşıp gemiler, kara araçları ve insanlardan

Bıraktım kendimi.

Bir insana ulaşmak içindi her şey

Suların altında seyrettim batan son güneşi

Yeşil bir ışık söndü başucumda.

Read Full Post »

Yastığında şiirlerle yatan gül!

Yüzünle gelirdi gün ve gece

Çağlayanlar dökülürken şakağından

Kumrular serinlerdi boynunun gölgeliklerinde

Rastlantı sabahı bir kediydim pencerende

Bir kâse süttü yüzün, doyurdu beni

Pembe soluk, göğsünde kayan çocuk eli

Sevgi yapraklı yıldızlardı gözlerinde

Geceler boyu aştığım yolları boyardı

Başımda sonsuz göğün deldiği bulutlar

Karanlık, hüzünden maske

Hayat, aydınlığı olmayan bir ışıktı içimde

Gövdesindeki güçten şaşkın nar ağacı!

Duman ve silahlarla yıkılmıştık

Geliş gidişlerin sarstı dünyayı

Yaşamak, senden uzak olamaz artık

Read Full Post »

Başının bir savruluşu, kirpiklerinden saçılan güneş toplarıyla uyandım

Dudak mı, dil mi, bir tutam saç mı kimliksiz bir öpüştü

bedenimde akan

Öptüğüm bütün tenler, düşlerimdeki bütün meyvaların kokuları

Cevizli bahçede uyuyan çıplak kollu pembe çocuk

Gece boyu öpüşler üstüne sabah güneşiyle olgunlaşan kayısı

Bağlandığım doğa, özlediğim bütün insanlar denli tanıdıktı

Kargılardan güneşlikler ördü esmer tenli hasırcılar

Onların tanıklığıyla serildim şiptik ayaklarına

Dudağında tırtıklar, karpuz sergilerinin çocuk cebinde bağ bıçağıydı

Kuru otlar üstünde dilim dilim çatlayan hayat meyvamı aldı

Kendimi tanımak istediğimde baktığım aynaydın

Hüzün törenleriyle diktin ömür fidanımı

Senle ve senden uzak yaşadım yakın ve uzak saatleri

Düşündüm senden uzak, yaşayacak bir şey kalmadığını

Her an vazgeçilebilecek bir alışkanlıktı yaşamak

Aynada tanıdık yüzüne rastladığım geceler yalnız, istekli uyandım

Güneş eritti, gözyaşlarıma aldırmadan altın ve ipeğimi

Read Full Post »

Bir aşkı açıklayacak sözcükler kaldı mı

Tüm sözcükleri yitirmedim mi tek tek insan yüzlerinde

Gözyaşı damlalarıydı her biri

Gözlerim kuruduğunda konuşmayı unuttum

Uzun savaşlar sonrası tükenmiş bir dünyada

Karşılaştığım insanlara ne söyleyebilirim

Her sözcük söylemek istediğimden başka bir şeyken

— Aşkı tanıdın mı

Aşkı tanıdın mı

Onu oturduğumuz bir masada bulmadık mı

Yüreklerimizi harmanlayıp yeniden paylaşırken

Bir bahar günü daha çiçeğimi aradım dallar arasında

Bir hayatın bir aşk için olduğunu düşünerek



Read Full Post »

Older Posts »