Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Hakan Savlı’ Category

Bu yılki Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü Go Dersleri adlı son kitabıyla genç kuşak şairler arasında önemli bir yeri olan Hakan Savlı (d. 1965) kazandı.

1980’e dek ülkemizdeki en önemli şiir ödülü Türk Dil Kurumu Ödülü’ydü. 12 Eylül yönetiminin ortadan kaldırdığı TDK yerine kurulan ve eskisiyle hiçbir ilişkisi olmayan yeni kurumun dil ve edebiyat yerine nasıl yolsuzluk ve haksız kazanç işleriyle uğraşan bir çeteye dönüştüğünü bu günlerde gazetelerden izliyoruz. (Soruşturmanın adına “Akrep Operasyonu” denmiş. “Dilini akrep soksun” deyimine bir gönderme mi?)

1980’den bu yana verilmekte olan Behçet Necatigil Şiir Ödülü, sanki zaman içinde eski TDK ödülünün önemine ulaştı. Gerek yedi kişilik seçiciler kurulunun uyandırdığı güven, gerekse yıllar içinde kuşaklar arası dengenin de gözetilerek, en yaşlıdan en gence dek, dağılımda gösterilen özen, bu ödülü ülkemizin bütün şairleri için önemli duruma getirdi.

Ödüller konusunda bir de şu izlenimim var: Seçici Kurul üyeleri de sonunda insan. Kimi yıllar öznel davranabilir ve hata yapabilirler. Böyle durumlarda da şiirle ilgilenen kamuoyunun bu hatayı ya da o yılki ödülü görmezden geldiğini ya da önemsemediğini görüyorum. Hak etmiş bir şairin aldığı ödülle, rastlantıyla kazanmış bir şairin aldıkları ödüller kamuoyunda farklı değerlendiriliyor. Birinin ödülü önemsenmezken, öteki önem kazanıyor. Ödüllere bir yanıyla da böyle bakılması gerektiğini düşünüyorum.

* * *

Bu yılki Necatigil Ödülü’nü kazanan Hakan Savlı’yı ilk şiirlerinin dergilerde yayımlanmaya başladığı 1995’ten bu yana izliyorum.

Daha ilk şiirlerinde özgün bir şiir kişiliği olarak ortaya çıktı. Şiire nasıl başladı, nerelerden, kimlerden esinlendi, pek ipucu vermiyor şiirleri. Ancak şu söylenebilir: Yaşadıklarını ya da algılarını kendine özgü anlatışlarla şiire dönüştürebiliyor. Çocukluğunun Akdeniz-Anadolu öykülerini anlatırken de, uzun yıllar çalıştığı Finlandiya’nın sarı soğuğunun hüznünü anlatırken de aynı ölçüde başarılı.

Yoğun bir duyarlığın onun her şiirini okura da yayılarak kapsadığını söyleyebiliriz. Deprem sonrası görünümleri anlattığı “Yapraklar” adlı şiirinde de, iki arkadaşın konuşmalarını yansıtan “Go Dersleri”nde de aynı duygu yoğunluğuyla karşılaşıyoruz.

“Go”, içinde özgün bir yaşam düşüncesi barındıran, duyguların önem kazanıp öne çıktığı bir uzakdoğu oyunuymuş. Satranç ya da dama tahtası gibi bir tahta üzerinde taşlarla oynanırmış. Ancak kişi go tahtasına bakarken, hayata da bakar, düşünceler geliştirir ya da düşüncelerini tartarmış.

sabit kalır tahtaya konulan taş oynatılmaz.

yaşamda yapılan büyük yanlışlar gibi

tüm taşların değeri aynıdır doğadaki tüm varlıklar gibi

kim bulabilir geçmiş zamandan daha büyük bir ülke

bir şairden daha sessiz bir dost

dostluğun şiirinden daha uzun bir dere.

Her şeyin çok çabuk tüketildiği günümüz dünyasında şiir ve öteki sanatlar bizlere kalıcı, gerçek değerleri gösteriyor.

Binlerce yıldır şiir yazılıyor dünyamızda. Her şey gelip geçiyor, insanı, toplumu, dünyayı anlamaya, anlatmaya çalışan şiirler, insanlığın arasındaki ortak bir kanbağı gibi dolaşımını sürdürüyor.

Bu dolaşımı ucundan kıyısından yakalayabilmek insanı daha insan kılıyor.

18.4.2001

Read Full Post »