Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Gülten Akın’ Category

Gülten Akın, şiir okumaya başladığım yıllardan bu yana izlediğim bir şair.

Neden?

Çünkü “Ah kimsenin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizelerini yazmıştı. May Yayınlarından çıkmış kırmızı kapaklı Kırmızı Karanfil kitabı da 70’li yılların başındaki liseli heyecanıma yanıt veriyordu.

Dönüp önceki kitaplarını da okudum tabii. Kestim Kara Saçlarımı diyebilmek, bunu kitabının adı yapabilmek de şairce bir yalınlığın ve cesaretin örneğiydi. En çok cesaret isteyen iş yalın olabilmek değil midir bir şair için?

İlk şiirinin 1951’de yani henüz 18 yaşındayken yayımlanmış olması, daha o zamandan şiirde adanacak bir yaşamın göstergesinden başka ne olabilir?

Ne ki şiire adanmak için de ortada bir yaşam olmalı. Boş bir yaşamın bir anlamı yoktur şiir için. Önce yaşamı dolduracaksınız, sonra o yaşamdan şiir sağacaksınız.

Bakın nasıl dolmuş o yaşam daha çocukluk günlerinde:

“Babaannem ve dedem ve annemle benden üç yaş küçük kardeşimle geçen çocukluğumu anımsıyorum. (…) Küçük ev, bakımlı bahçe ve arı sevgisi o günlerden kalmadır. Bir de badem ağaçlarını sevdim hep. Bademler çağlayken. Asmada üzümleri ve çardağı ve bize acı su veren kuyuyu ve ona dair öyküyü ve nergis ve sümbül ve aşılı gülleri.” (Şiir Sanatı dergisi, Haziran 1966)

Bu mutlu çocukluğun içine serptiği şiir tohumları şairin yaşamının her döneminde yeşil kalacaktır ama büyüdüğümüzde de hep, karşımızda bizi mutsuz eden bir dünyayla karşılaşmaz mıyız?

Gülten Akın’ın şiiri, ilk şiirlerinden son şiirlere dek hep şairin yaşamı çevresinde dönen bir şiirdir. Yaşananlar, şairin beyninde, yüreğinde, kaleminde yeniden yoğrulur, dizelere dökülür. Genç kızlık sorunlarından evliliğe, çocuk bakmaktan tayinlerle kent kent dolaşmaya, geçim sıkıntısından toplumsal çevreye bütün bir hayattır bulduğumuz şiirlerde.

Bu şiirlerin belki de en önemli özelliği her zaman kişisel sesi ve söyleyişi korumuş olmalarıdır. Yaygın anlayışlara eğilim göstermeyen bir şair olmuştur Gülten Akın.

70’li yıllarda Ağıtlar ve Türküler, yalınlıkla yoğunluğun bir arada kaynaştığı, Gülten Akın şiirinde yeni bir olgunluk döneminin başladığının göstergesiydi.

80’li yıllarda ülkemizde çoğu annenin çektiği üzüntüleri, çocuklarının hapiste olması, hayatlarından endişe duyma vb. sorunları en yakından duyanlardan biri de o oldu. Bu yılların ürünü İlahiler bu gözle okunup anlaşılabilir ancak.

90’larla birlikte artık şairin olgunluk dönemi ürünleriyle karşı karşıyayız. Sevda Kalıcıdır, Sonra İşte Yaşlandım, Sessiz Arka Bahçeler adlı kitaplarda toplanan şiirler bu yıllarda giderek kısırlaşan şiir verimimiz içinde çok önemli yerler tuttular.

Şimdi de, içinde bulunduğumuz 2003 yılında, Gülten Akın, 70. yaşında bizlere Uzak Bir Kıyıda adlı yeni kitabını armağan etti.

Gözlemlerim, şairlerin iki türlü yaşlandıkları yolunda: Kimi şairler, yaşam ve yaratma heyecanlarının azalmasından olmalı, yaşlılık ürünlerinde yıllar içinde oluşan ustalıklarına sığınıyorlar. Yılların verdiği ustalıkla yine güzel şiirler yazmayı başarıyorlar ama eski dönemlerindeki heyecanı, yaratma coşkusunu bulamıyoruz şiirlerinde.

Gülten Akın ise, yaşı ilerledikçe şiirini daha yükseklere taşıyanlardan. Çevremde de sık sık tanık oluyorum, onun yeni bir şiirini okuyanlar, hep şiirin verdiği heyecanla sarsılıyorlar.

Evet, sarsıcı bir şiir yazıyor Gülten Akın. Günümüz şiirinde başka şairlerde pek de rastlamadığımız biçimde sarsılıyoruz onun yeni şiirlerini okurken.

Neden?

Belki yeniden yazının başındaki sözlere dönebiliriz: Evet dolu dolu yaşanmış ve yaşanmakta olan bir yaşam. Ve bu yaşamın içinden hayata bakış. Onu anlama ve anlatma isteği. Bunu dille, düşünceyle. sezgiyle anlatabilme çabası.

Kimi şairi yaşadığı çevre de etkiler. Elimde olsa ben de Gülten Akın’ın yaşadığı yerlere, o “uzak bir kıyı”ya gitmek, o şiirleri yazdıran “sessiz arka bahçeler”i görmek, oralardan  dersler çıkarmak isterdim.

kim öğrendi bugüne dek

hasreti dönüştüren kimyayı

ben kendi kendime kendi kendime

hasretinle söyleşmeyi öğrendim.

12.2.2003

Read Full Post »