Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Ceyhun Atuf Kansu’ Category

Geçtiğimiz cuma akşamı Ankara Sanat Tiyatrosu salonunda Ceyhun Atuf Kansu anıldı.

Toplantı sırasında yıllar önce, Ceyhun Atuf’un ölüm haberini gazetede okuduğum günü anımsadım.

16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi merkez binası önünde ilerici öğrencilerin üzerine bomba atılmış ve yedi öğrenci ölmüştü. Ertesi gün de habere çok üzülen Ceyhun Atuf’un duyarlı yüreği bu acıya dayanamayarak durmuştu.

Çağdaş şiirimiz içinde Ceyhun Atuf Kansu, şiirleri kadar kişiliğiyle de önem taşıyan bir şair.

Bu kişiliğin başta gelen özelliği ise, insancı özünün ülke ve dünyayla girdiği etkileşimden doğan şiir ve yaşam enerjisi.

Belki çocuk doktoru olması onu böylesine insancıl yapmıştı, belki yurt sevgisi ama nedeni ne olursa olsun Ceyhun Atuf ozanlığının yanında kişiliğiyle de farkları öteki şairlerden hemen ayrılan bir portre çizmişti.

Bu portrenin temel özelliği de yazdığı şiirlerle yaşadığı hayatın, birbiriyle örtüşmesi, birbirini açıklayıp tamamlamasıdır.

Sanatçılar, yaratıcılığın getirdiği türlü nedenlerle “zor” insanlar olabilirler. Zaman olur, türlü bencillikleri, kaprisleri, hırsları öne çıkabilir. “O güzel şiirleri yazan, bu tanıdığımız uyumsuz insan mı?” diye düşünebiliriz. Doğaldır da böyle olması. Yaratıcılığın bireyin içinde kopardığı fırtınaların dış dünyaya yansımaması düşünülemez.

İşte böylesi dalgalanmaları hayatıyla şiiri arasında dengeleyebilmiş ender ozanlardandır Ceyhun Atuf. Hayatına baktığınızda şiirini, şiirine baktığınızda hayatını görebilirsiniz.

Turhal Şeker Fabrikası’nda hekim olarak çalıştığı on iki yıla bakın: Anadolu, doğası ve insanıyla ne denli gerçektir bu dönem şiirlerinde. Kahvelerden değirmenlere, yıldızlardan kağnılara, kızamıklı çocuklardan “neşesini yitirmiş halk”a, bir ozanla bütünleşmiş bir ülke  görürsünüz.

Aynı duyarlılık ve bütünleşme sonraki yıllarında dünyadaki ulusal kurtuluş hareketleri için yazdığı şiirlerde de görülür.

Ceyhun Baba, bugünün ve geleceğin kuşakları için her zaman örnek bir insan, aydın ve ozan olmayı sürdürecek.

Onu anmışken, en sevdiğim şiirlerinden biri olan “Zile’ye Düştü Yolum”u burada sizlerle paylaşmak isterim

Bir gün Zile’ye düştü yolum,

Orta çağı yaşar gibi oldum,

Çarşısıyla, kalesiyle loncasıyla

Gizli bahçesinde hâlâ Aslım koncasıyla

Hâlâ bir Ferhad ü Şirin hikâyesi…

Ah, hâlâ yolları ırak kasabalar

Hâlâ yollarda arabalar, garip arabalar!

Yolda bir kadın gördüm çapa çapalar

Bebeği sallanır iki dal arasında

Uyu bebek uyu, büyü bebek büyü

Sendedir küçük toprağın ümidi

Sen, gelecek yağmurların en güzeli

Ah!.. Her bahar yeli böyle esip gitti,

Netmeli, bilmem ki bebek netmeli?

Netmeli de seni beni avutmalı,

Netmeli de uyandırmalı, uyandırmalı toprağı!

Ah bir kere anan belemiş kundağı…

Netmeli de açmalı güneşe seni

Netmeli de bu toprağın bütün bebeklerini,

İyi uyutup, iyi uyandırmalı,

Netmeli de bebek, bu toprağı canlandırmalı!

Bağları güzel olurmuş Zile’nin baharda,

Ama o eski tat yok ki kirazlarda.

Bir kere yitirmiş halkım neşesini,

Ah, hayat değiştirmiş eski sesini,

Şimdi daha güzel, daha canlı türküler istiyor!

– Nerdesin, altın başağı çalışmanın, dost başağı! –

Zaman ayrı dostlar, ayrı aşklar, ayrı güller istiyor…

29.10.2003

Reklamlar

Read Full Post »