Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Emily Dickinson’ Category

Bu yılki TÜYAP Kitap Fuarı’nda katıldığım tartışmalardan birinin konusu, “Şiir Nereye Gidiyor?”du.

İnsan doğası değişmedikçe, şiir de insana özgü bir yaratı alanı olarak kaldığı sürece temel çizginin çok fazla değişmeyeceğini söyledim orada.

Nedir o  temel çizgi?

İnsana özgülük.

Şiir de öteki sanatlar gibi insana özgü bir yaratıdır, başka biçimlerde anlatamadığımız insani durumları anlatabilme aracı. Bütün biçim arayışları, şiiri yenileştirme çabaları sonunda, anlatılamayanı anlatma uğraşından başka nedir?

İnsanın kültürel birikimi arttıkça, yaşam ve acılarının düzeyi yükseldikçe şiir de kendine yeni sorunlar bulacak, bunları anlatmaya çalışacaktır. Yoksa insan değişmiyorsa şiir neden değişsin? İnsanın değişmesi binyılların işidir. Belki de bu yüzden günümüzden iki bin yıl önce yazılmış şiirleri bugün de okuyup heyecanlanabiliyor, onlarla aramızda bir ortaklık bulabiliyoruz.

Şu günlerde yayımlanan Catullus’un Bütün Şiirleri elimde (Çevirenler: Çiğdem Dürüşken-Erdal Alova, Yapı Kredi Yayınları). Okudukça tadına doyulmaz şiirlerle karşılaşıyorum.

Ortalama insan ömrünün yirmi beş yıl olduğu, iki bin yıl öncesinin köleci toplumu Roma’da Catullus, otuz üç yaşına dek yaşayabilmiş. Bugün genç kuşak şairlerimiz bu yaşta adlarını bile zor duyuruyorlar.

İsa’dan önce yaşamış Catullus’un şiiri, bakın nasıl günümüzle buluşuyor:

Bin öpücük ver bana, sonra yüz,

sonra bin daha, sonra bir yüz,

hiç durmadan bin öpücük daha ver,

ardından bir yüz daha,

sonra, binlerce öpücük olunca,

öyle karışsın ki hepsi hesabı şaşıralım

Bu dizeler beni çok sevdiğim Cemal Süreya’nın “Aşk” şiirine götürdü.

Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu

iki kere öpeyim desem üçün boynu bükük

Günümüzün şiire ilgi duyan gençlerine bakıyorum da, sanki şiir yazmak onlar için tanınmanın bir yolu. Ne biçimde olursa olsun ille tanınmak istiyorlar. Oysa şiirin yolları hep farklı olagelmiştir. Şiirin varlığıdır, şairi mutlu etmesi gereken, şiir yazmış olmaktır. Aradığı doyumu yazdığı şiirde bulamayanların işleri zor görünüyor bana.

Böyle anlarda hep Emily Dickinson örneği aklıma geliyor.

Elli altı yıllık yaşamını doğumundan ölümüne aynı evde geçiren ve neredeyse odasından çıkmadan şiirler yazan Dickinson yaşadığı sürece 1775 adet şiir yazmasına karşın bunlardan sadece yedisini sağlığında yayımlatmıştır. Bugün Amerikan edebiyatının en önemli şairlerinden biri sayılıyor. Bu ününü yaşarken kazanmış olsa, başka bir şair mi olacaktı ya da yazdığı şiirden duyduğu sevinç farklı mı olacaktı?

O günkü konuşmada değindiğim bir konu da, bugün şiir yazanların geçmiş şiirimizin büyüklüğü karşısındaki zor durumları oldu.

Gerçekten de yüzyılımızda Türkçe o denli büyük şairler yetiştirdi ve bunlar dilimize o denli güzel şiirler kazandırdılar ki bugün şiire başlayanların bu doruklarla yarışmaları çok zor.

Bu düşüncem de tepki çekti o oturumda. Bugünün başarılı şairlerinin sayıca çokluğu sayılmaya çalışıldı. Demem o değildi oysa.

Yirminci yüzyılda yazılmış şiirlerden yüz tane seçmeye kalksanız, 1940 sonrasında doğmuş şairlerden kaç şiir alırdınız?

Kasım 1997

Reklamlar

Read Full Post »