Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Orhan Pamuk’ Category

Geçenlerde televizyon haberlerinden kulağıma çalındı. Avrupa Birliği ülkelerinde sık sık yapılan kamuoyu yoklamalarından biri daha. İnsanlara soruluyor, Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor musunuz? Polonya ve İspanya halkı arasında destek yüzde elliyi geçiyormuş, buna karşın Almanya ve Fransa’da çok düşük.

Bu sıradan haberin devamı daha ilginçti. Soruşturma sırasında insanlara “Türkiye denince aklınıza ilk gelen şey nedir?” diye bir soru daha sorulmuş. Bu sorunun yanıtları içinde ilk sırayı “İstanbul” yanıtı almış. Öngörülebilir bir sonuç.

Ardından sıralanan yanıtlar da kolay tahmin edilebilir: Atatürk, Antalya, Tarkan, Galatasaray, Fatih Terim

Beni en çok şaşırtan ve sevindiren ise, Türkiye denilince ilk akla gelen yanıtlar arasında ilk on sırada üç yazar adının yer almasıydı: Yaşar Kemal, Orhan Pamuk ve Nâzım Hikmet, soruşturmayı yanıtlayan AB ülkeleri halkları tarafından, Türkiye denilince akıllarına ilk gelen isimler olarak söylenmiş.

* * *

Ötekilerin bilinirliklerini anlamak kolay. İstanbul ve Antalya’ya her yıl milyonlarca Avrupalı gezmeye geliyor. Bu iki mucize kentin tanınır olması çok doğal.

Tarkan’ın listede yer almasına da şaşırmadım. Çünkü böyle bir şaşkınlığı on yıl önce Polonya’nın bir köyünde bindiğim otobüsün radyosunda onun sesini duyduğumda  yaşamıştım.

Galatasaray ve Fatih Terim’in de yakın yıllardaki Avrupa başarılarına bakıp listede yer almaları son derece doğal.

Üstelik turizmde ve sporda ülke tanıtımı için harcanan bütçelerin ucu bucağı yok. Ülke tanıtımını yalnızca bu iki alana bağlayan anlayışlar, gerekli gereksiz tanıtım ve yatırımlar için parayı döküyor.

* * *

Edebiyat, spora ve turizme harcananlarla kıyaslandığında çok masum bir alan. Ortada bir tanınırlık, bilinirlik varsa bu tümüyle edebiyatın kendi başarısı.

Gelmiş geçmiş hükümetlerin bu alana ilgileri, yasak savma anlayışından bir adım bile öteye gidemedi. Devlet bu alana o kadar uzak, o kadar deneyim yoksunu ki, geçen yılın Frankfurt Kitap Fuarında tanık olduk. Yüzlerce yazarı uçağa bindirip oraya götürmekle, olur olmaz yerlerde üç beş izleyici önünde okuma günleri düzenlemekle görevini yapmış saydı.

Avrupa kentlerinde Türk film haftalarına, turizm haftalarına vb. rastlanır. İyi şairlerin seçilip, şiirlerinin iyi çevirilerle sunulduğu, iki dilli, müzikli, söyleşili bir “Türk Şiiri Haftası” yapıldığını hiç duymadım.

* * *

Yaşar Kemal, büyülü dilini yansıtan başarılı çevrilerle 1960’lardan günümüze dek bütün dünyada azalmayan bir ilgi gördü. Onun elli yıldır bu yolla ülkemize yaptığı katkı, bütün bireysel başarıların üzerindedir. Buna karşın devletle ilişkisi düşünceleri nedeniyle yargılamalar, mahkumiyetler vb.’den öteye geçmedi.

Orhan Pamuk’unki de bireysel bir başarı. Bileğinin gücüyle çalıştı, üretti ve Nobel’e dek ulaştı.

Elli yıldır dünyada olmayan Nâzım Hikmet’in hâlâ anımsanması belki de listenin en beklenmedik yanı. Üstelik “komünist” şair olarak tanınan birinin, komünizmin neredeyse unutulduğu günümüz dünyasında, Türkiye denilince akla gelen ilk şeylerden biri olmasına ne demeli?

Ben, Nâzım Hikmet şiirinin evrensel tadının insanlar için değerinin hiç kaybolmayacağının bir göstergesi derim.

Ülke tanıtımına kafa yoranların, bütçeler, fonlar harcayanların edebiyatın bu alandaki başarısı üstüne bir kez daha düşünmelerini dilerim.

(Cumhuriyet, 3 Şubat 2010)

Read Full Post »

’80 sonrası şiirimizin önde gelen isimlerinden Şavkar Altınel şiir üstüne yazılarını kitaplaştırdı: Soğuğa Açılan Pencere (Yapı Kredi Yayınları).

Ünlü yazarımız Orhan Pamuk, kitabın arka kapak yazısında, “Bu parlak kitap Türkçede şiir üzerine yazılmış en iyi, en okunaklı iki kitaptan biri.” diyor.

İster istemez öteki kitap hangisi diye düşünüyor insan. Benim aklıma iki kitap geldi:Turgut Uyar’ın Bir Şiirden’i ile Memet Fuat’ın Yaşlı Bir Şaire Mektuplar’ı.

Konumuza dönersek, Şavkar Altınel’in kitabı gerçekten de böylesi savlı bir övgüyü hak eden bir yapıt.

Önce, hemen her şairin yaptığı, çeşitli zamanlarda şiir üstüne yazdıklarını, söyleşilerini vb. topladığı sıradan bir kitap gibi düşünebilirsiniz Soğuğa Açılan Pencere’yi.

Ama daha giriş yazısından başlayarak tutarlı, bütünlüklü, açık ve yalın bir şiir anlayışının okuru kuşatan, kendi dünyasına çeken atmosferine giriyorsunuz.

Şavkar Altınel, şiirle ilgilenenlerin bildiği gibi şiir üstüne görüşleriyle de tanınan bir şair. Belli bir şiir anlayışının savunucusu: “Bu düşünce gerçek şiirin, moda tezlerin aksine, ‘sözcükler’den, ‘gelenek’ten ya da biçimsel ‘deneme’ ve ‘arayışlar’dan değil, ancak şairin şiirin ötesinde yatan gerçekliğe, yani kısacası yaşadığı hayata gösterdiği tepkiden kaynaklanabileceği şeklinde özetlenebilir.”

Nurullah Ataç, benim birkaç konum vardır, döner döner aynı şeyleri yazarım, dermiş. Bir yazarın düşüncelerini, yazdıklarını doğru ve haklı hissetmesinin verdiği rahatlık ve güven duygusunun yazılarına sinmesi çok da sık rastlanan bir olgu değildir. Ataç’ın yazma biçeminde bu rahatlık hemen görülür.

Şavkar Altınel’in rahat anlatımı, kendine güven yanında, ardındaki güçlü edebiyat öğrenimi ve pratiğine de yaslanıyor.

Edebiyatı ve şiiri bu denli iyi bilen birinin söyledikleri de açık, anlaşılır, net oluyor.

Soğuğa Açılan Kapı, çağdaş şiirimizle ve daha çok da günümüz şiiriyle bir hesaplaşma kitabı.

Çağdaş şiirimizin temelinde duran Yahya Kemal, Şavkar Altınel için her aşamada bir mihenk taşı. Neredeyse bütün öteki şairleri ve şiir anlayışlarını onunla sınıyor. Onun dışında sık sık İngiliz şiirine dönüp, iki yüz yıl öncesinin William Wodsworth’ünden dünyada modern şiirin kurucularından sayılan T. S. Eliot’a, çağdaş şairler Philip Larkin, Ted Hughes, Seamus Heaney, vb. dek sık sık karşılaştırmalara, kıyaslamalara girişiyor.

Bir eleştiri kitabının bunca rahat ve kolay okunabilmesi kolay rastlanan bir özellik değil. Bunun nedenini okurlar kitap boyunca açıkça görebiliyor: Birincisi yazarın bir derdi var ve bu derdini anlatmayı iyi biliyor. İkincisi, derdini kolayca anlatabilecek donanımlara sahip. Düşünce boşlukları, ikircimler bırakmıyor okura.

Bu düşünceleri paylaşabilirsiniz ya da karşı çıkabilirsiniz. Paylaşmanız için de, karşı çıkmanız için de yazar bütün açık yürekliğiyle karşınıza çıkıyor.

Şiir yazmaya ilgi duyanlar için de kafa açıcı, altın öğütlerle dolu bir kitap elimizdeki.

Soğuğa Açılan Kapı’yı okuduktan sonra içimi bir erinç duygusu doldurdu. Neydi bana böylesi karamsar bir şiir ortamında bu duyguyu veren?

1980’den bu yana şiiri hayatın dışına itmeye çalışanlar büyük başarı kazandılar. Şiir okunur, konuşulur bir şey olmaktan çıktı. Bizler azınlıkta kaldık. Ama bir kez daha gördüm ki, bu savaşta yenik görünenler haklı. Şairin dediği gibi, “Galiptir bu yolda mağlup”.

Türk şiir eleştirisinin temel yapıtlarından biri olarak kalacak bu kitap, günlerdir İstanbul Boğazı’nda durmaksızın çalan sis çanları gibi, şiirin gerçek değerlerini, ülkemiz şiir ortamının sisleri içinde haykırmayı sürdürecek.

26.11.2003

Read Full Post »