Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for the ‘Duyurular’ Category

Merhaba,

1976’dan bu yana yazdığım bütün şiirler kitaplarımda yer alıyor. Son olarak 2007 yılında bütün şiirlerimin yer aldığı İnsan Üstüne Sorular – Yanıtlar (Şiirler 1976-2006) yayımlandı.

Şiirin, şairin hayatının bir parçası olduğuna inandım hep. Bütün bu yıllar boyunca yazdığım şiirler, bir tür yaşadığım hayatın günceleri ya da yansımaları gibi de okunabilir.

Şiirle kendi aramda dürüst bir ilişkinin olduğunu, birbirimize yalan söylemediğimizi düşündüm hep.

Ama gün oluyor, insan içinde yaşadığı koşulları, kendi ruh durumunu anlayabilmekten uzaklaşabiliyor. Türlü yanılsamalar içinde, içi boş hayallere, sahte parlaklıklara kapılabiliyor. Birçok şair böylesi oyunlardan zevk alıp, yazdıkları şiirlerden mutluluk duyabilirler.

Ben böyle değilim. Sevginin, duygunun, dostluğun da gerçeğini aradım. Yanıltıcı eğilimlerden uzak tutmaya çalıştım kendimi.

Bugün 2012 yılının ilk ayında yakın geçmişime dönüp baktığımda, son on yılda yazdığım şiirlerde bu gerçeklik duygusundan uzaklaştığımı, olmadık parlaklıkların çekiciliğine kapılıp kendime, ahlaki değerlerime haksızlıklar ettiğimi anlıyorum. Dahası bu şiirlerin şiir değeri taşıdığına da inanmıyorum.

Bu nedenle son on yılda yazdığım şiirlerin, yani Kumral Gökkuşağı, Ayçiçeği Özlemi ve İnsan Üstüne Sorular – Yanıtlar kitabımda yer alan Babamın Çamları (aynı adlı şiir hariç), kitaplarının bundan böyle adımla bir arada anılmasını istemiyorum. İlerde toplu şiirlerimin yeni bir basımı yapılırsa ilk beş kitabımdaki şiirlerden bir seçme yapacağım.

Bundan sonra yazacağım şiirlerde de dürüst bir yürek olmaya çabalayacağım.

Bir şairin içi dürüstlük genleriyle dolu sözcüklerinden başka neyi vardır?

Turgay Fişekçi

Reklamlar

Read Full Post »

TUNCAY FİŞEKÇİ / 1960’LARDAN KARELER

Bu kitapta 1960’lı yılların İstanbul’u, taşrası ve insanlarını konu alan siyah-beyaz fotoğraflar bulacaksınız. Şehir, arkadaş ve aile çevrisinin ağırlıklı konuları oluşturduğu fotoğraflarda yitirilmiş bir dünyaya ilişkin görsel duyarlıklar içeren görüntüler bir araya getirilmiş,

Tuncay Fişekçi, 1960’lardan Kareler, Sözcükler Yayınevi, 160 sayfa, 20 lira.

Read Full Post »

Özdemir İnce geçen cumartesi Sözcükler Dergisinin son sayısını referans alarak aşağıdaki yazıyı yayınladı…

SÖZCÜKLER (İki aylık edebiyat dergisi, Mart-Nisan 2010-2) dergisi çok hayırlı bir iş yaptı: Jean-Paul Sartre’ın Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yaptığı konuşmayı (verdiği bildiriyi) yayımladı.

Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi daha çok Russell Mahkemesi olarak bilinir. Söz konusu mahkeme, İngiliz filozof Bertrand Russell önderliğinde kurulan 25 üyeli bir özel mahkemedir. Amacı, Vietnam’da ABD’nin işlediği savaş suçlarını araştırmak ve dünyaya duyurmak idi. 1966 yılında kurulan mahkemenin duruşma oturumları 1967 yılında Stockholm ve Kopenhag’da yapılmıştı.

Russell Mahkemesi’nin 25 üyesinden ikisi, Jean-Paul Sartre ve Mehmet Ali Aybar (uluslararası avukat, milletvekili, Türkiye İşçi Partisi Başkanı) idi. Geriye kalan 23 üyenin kimler olduğunu internette “Russell Mahkemesi” maddesine bakarak öğrenebilirsiniz.

Russell Mahkemesi, ABD tarafından ciddiye alınmadı, üyeler sol eğilimli olduğu için önyargılı kabul edildi ama mahkemenin dünyada büyük yankıları oldu. 1967’den itibaren mahkemeyle ilgili birçok kitap yayımlandı. Bunlardan birini ben de okudum: “Vladimir Dedijer/Arlette Elkaim/Cathérine Russell, ‘Tribunal Russell, le Jugement de Stockholm’, Idée/Gallimard, 1967”.

SADECE YAHUDİ OLDUĞU İÇİN

Jean-Paul Sartre’ın Russell Mahkemesi’ne sunduğu metin, dediğim gibi, Sözcükler Dergisi tarafından yayımlandı. Dergiyi bulup okumanızı tavsiye ederim. Eline hiç edebiyat dergisi almamış olanlar, bu fırsattan yararlanarak, “Edebiyat”ın ve bir edebiyat dergisinin özgün ve nitelikli işlevine tanık olacaklardır. Ben, Sartre’ın, Nazi Almanya’sının Yahudilere karşı uyguladığı soykırım ile ABD’nin Vietnam’daki kırımlarını karşılaştırdığı yazısından iki cümle aktarmakla yetineceğim:
“Bir Yahudi’nin nereli olursa olsun, silahlanmış ya da bir direniş hareketine katılmış olsun ya da olmasın, sadece bir Yahudi olduğu için öldürülmesi gerekliydi.” (s. 66)

Nazi rejiminin Alman Yahudilerini öldürmek ya da toplama kamplarına tıkmak konusunda nedenleri vardı diyelim. Ama Macar, Rus, Fransız, Bulgar Yahudilerine neden aynı muamele uygulandı? Soykırım eylemi bu sorunun yanıtındadır.

“Birinci Dünya Savaşı’nda, soykırım eğilimleri sadece nadiren görüldü.” (s. 68)

PEKİ NEDEN 1915’İ ALMADI!

Jean-Paul Sartre soykırım uygulamalarından değil fakat eğilimlerinden söz ediyor. Acaba 1967 yılında Ermeni soykırımı iddialarını bilmiyor muydu? Nasıl bilmez? Peki konuşmasını Nazi uygulamaları, geleneksel ve yeni sömürgecilik olgu ve verileri üzerinde yoğunlaştıran filozof neden 1915 Ermeni olaylarını soykırım tarihine almadı. Demek ki, bu olaylarda, soykırımı “niyet” üzerinden tanımlayan 1948 tarihli Cenevre Sözleşmesi’nin 2. maddesine uyar bir gerçeklik bul(a)mamış.

Sartre’ın metnini, Skanialı kasabı İsveçli; Kızılderili, Vietnamlı, Iraklı ve Afganların seri katilleri okumaz ama sizler okuyun. Bizim yarım pabuçlu entellolar, tarihçi ve filozof bozuntuları, uzaktan kumandalı sefil toplum militanları mutlaka okumalı. Utanmak için!

Read Full Post »

5. yıla girerken bir kez daha

Merhaba,

Elinizdeki sayı ile Sözcükler, dördüncü yılını doldurup beş yaşına bastı.
Doğrusu yola çıkarken derginin bugün ulaştığı konumu hiç düşünmemiştik.
Birkaç arkadaş, özellikle uzun şiirlerini yayımlatacak dergi bulamadıklarından, ortak edebiyat değerlerimizin yansıdığı bir yayın organının yokluğundan yakınıyorlardı.
Benim geçmişimde 1978’de Sanat Emeği ile başlayan 2005’te Adam Sanat ile biten uzun bir dergicilik geçmişi vardı. Yeni bir dergi yayımcılığına girişmek, düşüneceğim son işlerden biriydi.
Üstelik yeni bir yayın etkinliği için ne elimizde sermaye ne de çevremizde bir destek vardı.
Önce dergiye kaynak aramaya başladık. Çünkü yalnızca derginin kâğıt, matbaa gibi kaba giderlerinin yanında bir o kadar da yaygın dağıtımının sağlanabilmesi için dağıtıcıya ödenmesi gereken bir bedel vardı.
Böyle günlerden birinde Taksim’deki Gezi kahvesine sabah 11’de girip akşam 24’te çıkmıştım. Gün boyu çok sayıda insanla tanışıp konuşmuş, iyi dileklerin ötesinde bir sonucun ortaya çıkmayacağını görmüştüm.
Sonunda bu ilişkiler öylesine yorucu geldi ki, baktım cebimde iki sayı çıkarabilecek param var; iki sayı çıkarayım, satarsa sürdürürüm, satmazsa kapatırım, para çevresindeki her türlü kirlilik yayıcı ilişkiden de uzak kalmış olurum diye düşündüm.
İlk sayının çıkışıyla bir anda, yazarlar, okurlar, kâğıtçılar, matbaacılar, dağıtıcılar, kitapçılar, muhasebeciler, kargocular, postacılar, vb. arasında yeni bir dünyada yaşamaya başladım. Bütün bu yorucu ilişkilerden bir ölçüde zevk aldığımı da söylemeliyim.
Öte yandan ilk sayının çıkışıyla derginin beklenmedik bir ilgi göreceği de ortaya çıktı.
İlk sayı da, bugüne dek çıkan sonraki sayılar da hep derginin yayınını sürdürebileceği düzeyde satış sayılarına ulaştı.
Derginin magazin eğilimlerinden uzak, yalnızca nitelikli edebiyat ürünleri sunan çizgisi, başta üniversite çevreleri olmak üzere edebiyat okurları ve yazarlar arasında beğeni kazandı.
Okur desteğinin bütün öteki desteklerden daha kalıcı olduğunu da zaman gösterdi. Yazarlar yeni, nitelikli ürünleriyle derginin varlığını desteklediler, güç kattılar.
Bugün beşinci yıla girerken şunu söyleyebiliriz: Çevresindeki okur ve yazar desteği sürdükçe Sözcükler de yayınını sürdürme gücünü bulabilecektir.

* * *

Bu sayımızda ülkemizde de çok sevilen Arjantinli yazar Julio Cortázar’ın dilimizde ilk kez yayımlanan bir öyküsüyle, bu öykü çevresinde çevirmeni Ayşe Nihal Akbulut’un kimi değerlendirmelerini bulacaksınız.
Yanı sıra günümüz öykücülüğünün verim zenginliğini yansıtan birbirinden ilginç öyküler de okuyacaksınız.

Çağın önde gelen düşünürlerinden Jean-Paul Sartre’ın ünlü Russell Mahkemesinde yaptığı “Soykırım Nedir?” adlı konuşmasını da yine çevirmeni Burç ‹dem Dinçel’in bir değerlendirme yazısıyla birlikte sunuyoruz.

Emin Özdemir, “Türkçe Üzerine Mektuplar”ıyla, hepimiz için dil ve edebiyat onurunun yükseldiği bir alan açıyor.

Aydın Boysan, yüz yıla yaklaşan yaşamının köşetaşlarıyla bir kez daha hesaplaşıyor.

A. Didem Uslu, çok farklı iki yazarın, Puşkin ile Tanpınar’ın Erzurum’a bakışlarını irdeliyor.

Toplumumuzun türlü dertler içinde, çağdaşlık savaşımı verdiği bir ortamda, birbirinden değerli ürünlerle dolu, baştan sona beğeniyle okunabilecek yeni bir sayı sunmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Bu sayımızın desenleri, Dilek Demirci’nin Tatvan ve Diyarbakır köylerinde çocuklarla yaptığı resim atölyelerinden izlenimlerinden.

İyi okumalar.

Read Full Post »

5 Ocak Salı, 18:30

Yapı Kredi Kültür Merkezi

Sermet Çifter Salonu

Read Full Post »

SÖZCÜKLER

iKi AYLIK EDEBiYAT DERGiSi

23. SAYI (OCAK-SUBAT 2010)

24 ARALIK’TA BAYiLERDE ve KiTABEVLERiNDE…

Read Full Post »