Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Haziran 2017

FAHRİ ERDİNÇ’E ÖNSÖZ / Nâzım Hikmet

FAHRİ ERDİNÇ-NÂZIM HİKMET TARTIŞMASI / M. Melih Güneş

GURBETTE ÖLEN BİR TÜRK YAZAR: F. ERDİNÇ / Adnan Özyalçıner

YILMAZ GÜNEY 80 YAŞINDA / Egemen Berköz

STOCKHOLM’DE YILMAZ GÜNEY’LE / Ayşe Emel Mesci

BİR BABANIN SON YOLCULUĞU / Daniel Mendelsohn

AHMET RIZA AHMEDİ’YE MEKTUP / Sohrab Sepehri

KATLANAMADIĞIM BİR ACISIN / İsa Çelik

ÇAĞLAYANDAN DÜŞEN SİNCAP / Akgün Akova

NECATİGİL ÖDÜL KONUŞMASI / küçük İskender

NAİL V.’NİN BİR ŞİİRİ / M. Bülent Varlık

YENİDEN YILMAZ GÜNEY / Hakan Savaş

YÜKSEL ARSLAN’A 15 SORU / Alişan Çapan

2 / 5 / 2017 / Turgay Fişekçi

 

Şiirleriyle, Cevat Çapan, Refik Durbaş, İsimsiz, Yılmaz Güney,

André Laude, Müslim Çelik, Roni Margulies, Ferruh Tunç,

George MacBeth, Kenan Sarıalioğlu, Emin Kaya, Gökçenur Ç.,

Efe Duyan, Adnan Metin, Hakan Tabakan, Seda Tunç, Pune Haeri,

Zarife Biliz, Umut Ünalan, Güray Özçelik, Mert Mevlüt Gökçe, Burcu Yılmaz.

 

Öyküleriyle, Cemil Kavukçu, Akın Çokuğurluel, Arda Ekşigil,

Ekin Kadir Selçuk, A. Çiğdem Özerdoğan, Nurhan Suerdem.

 

 

Merhaba,

Dergilerin yaz aylarına denk düşen sayıları türlü nedenlerle genellikle zayıf içerikli olur. Sözcükler’in bu sayısını okuduğunuzda yaz aylarının kolaycılığına sığınmayıp zımba gibi bir sayıyla karşınızda olduğumuzu göreceksiniz.

Belki uzun yıllar yurtdışında yaşadığından yeterince değerlendirilmemiş bir yazar olduğu düşünülebilir Fahri Erdinç’in. Bu sayımızda 100. doğum yılını da anarak, Nâzım Hikmet’in, onun bir kitabına yazdığı önsözü; M. Melih Güneş’in kaleminden Nâzım’la aralarında geçen tartışmayı ve Adnan Özyalçıner’den de yazarlığı üstüne bir yazıyı okuyacaksınız.

Çağın büyük sinemacısı Yılmaz Güney’i, ilk kez yayımlanan iki şiiri ve Hakan Savaş’ın, yaratıcının sanatı üzerine kapsamlı incelemesiyle anıyoruz.

Sanatla hayat yolculuğunun kesişme ve ayrışma noktalarını bir Homeros yolculuğu eşliğinde Daniel Mendelsohn’un “Bir Babanın Son Yolculuğu” yazısında bulacaksınız.

İsa Çelik, şair Abdülkadir Bulut’u, onun sözlüğünden seçtiği sözcüklerle anıyor.

Küçük İskender, Necatigil Şiir Ödülü konuşmasında, bu şairin kendisine tuttuğu aynayı gösteriyor.

Geçen ay yitirdiğimiz çağın büyük yaratıcılarından Yüksel Arslan’ı, Alişan Çapan’ın sanatçıya yönelttiği on beş soru ile anıyoruz.

1955 Barselona doğumlu Jaume Plensa, günümüzün önde gelen sanatçılarından. Dünyanın pek çok kentinde açık havada heykelleri var. Şu günlerde kimi heykellerine Bordeaux kentinin sokakları ev sahipliği yapıyor. Bu heykellerden bazılarını sayfalarımız arasında bulacaksınız.

Adaletin gerçekleşmesi için açlık grevlerine ve uzun tutuklu yargılamalara gerek kalmayan bir ülke dileğimizle,

İyi okumalar.

 

OKURLARIMIZA ÖNEMLİ DUYURU

Bu sayımızdan başlayarak Sözcükler’in öncekiler kadar yaygın bir dağıtımı olamayacak. Bu nedenle önceden edindiğiniz yerlerde Sözcükler’i bulamayabilirsiniz.

İstanbul’da Mefisto, Pandora, Robenson, Gergedan;

Ankara’da Dost, Turhan;

İzmir’de Yakın kitabevleri garantili bulabileceğiniz noktalardır.

 

soz68KAPAK.FH11

Read Full Post »

2 / 5 / 2017

 

Nedense hayatımdan memnun olduğum günlerde değil de, sıkıntılı olduğumda günlük yazma isteğim uyanıyor.

Bu da işte öyle bir gün.

 

26 Nisan günü Sözcükler’in 67. sayısı çıktı. 12. yılını sürüyor dergi. Eski sayılardan birinde derginin çıkış gününü anlatan bir günlük yayımlamıştım. O günden fark Yay-Sat’ın taşınması oldu. Eskiden Başakşehir’deki depoya teslim ediyorduk dergiyi. Şimdi Esenyurt’tan ötede Hoşdere Yolu diye bir yolun sonunda.

Dergi ilk çıktığında bir kez gelmiştim buraya. Ayçiçeği tarlaları arasında zor bulmuştum. On iki yıl sonra çok katlı yapılar arasında kıvrılarak giden bir yolun sonunda ulaşılıyor Yay-Sat’a.

Başakşehir’de bütün bölgelerin paketlerini ayrı ayrı kamyonlara yüklüyorduk. Burada bütün dergiyi palet üzerinde alıyorlar. Yirmi kilometre kadar daha fazla yol gidiyoruz ama işin hamallık kısmı azaldı hiç değilse.

 

Dün bilgisayarım bozuldu. Kiramı ödeyemedim. O yüzden sabah 8.10’da evden çıktım. Kadıköy’deki Yapı Kredi şubesine gidip oradan yatıracağım kiramı. Yürüyerek Kadıköy’e geldiğimde 8.45 olmuştu. Banka 9’da açılıyormuş.

Türk Ekonomi Bankasına gittim. Mesam’dan 330 TL. yatırmışlar. Makineden onu çektim.

Kültür Bakanlığı Halk Kütüphaneleri için bu yıl 200 dergi alıyor. Geçen yıl 300’dü, önceki yıl 400.

İki yüz adresi bastırmak için arkası yapışkan adres etiketleri aldım Nezih Kitabevinden: 22 TL.

Yapı Kredi’ye döndüm. Şubedeki bilgisayardan kiramı havale ettim: 1500 TL.

Adresleri bastırmak için Derya İş Merkezinin girişindeki kırtasiyeciye girdim. Tanımadığım genç bir insan. Her zamanki güleryüzlü insanı sordum. Öldü, dedi. Abisiymiş, kırk iki yaşındaymış. Evde sabahleyin kahvaltıya çağırdıklarında odasından ses vermemiş. Memleketleri Fatsa’ya götürüp gömmüşler.

Cebimdeki taşınabilen belleği verdim. İki yüz adres etiketlere basıldı.

12 numaraya binip Çiçekçi durağında indim. Bir zamanlar 58 numaralı binanın 1 nolu dairesinde Deniz Gezmiş’in oturduğu Harem İskele caddesini boylu boyunca yürüdüm.

Migrostan yumurta, Cumhuriyet, dişmacunu, kabakçekirdeği ve bir avakado aldım: 38.85 TL.

Eve geldim. Sokak kapısının önünde iki sarman kedi ayaklarıma dolandı. Onlara yiyecek verdim.

Telefonumdan bugünkü siparişlere baktım. Ana Dağıtımdan dört kitap isteniyor: 36 TL. Kitapları çıkarıp faturasını kestim.

Bir paket de Robenson Kitabevinin siparişi var, onu da hazırladım: 143 lira elli kuruş.

Dergideki Bedri Rahmi sergi ilanını gönderen Fahri Özdemir’e dört dergi hazırladım. MNG Kargoya vereceğim.

Kocaeli Cezaevinde bir dergi abonesi var. Yalnızca PTT Kargoyu kabul ediyorlarmış, onun dergisini de yanıma aldım. Cağaloğlu’nda iki abonem var, elden verdiğim, onların dergilerini de aldım. Bir de Beyoğlu’nda Saint Pulcérie lisesinin dergisi ve Yordam Yayınlarına vereceğim dergiler.

Hepsini yüklenip evden çıktım. Selimiye postanesinde her zamanki gibi uzun bir bekleyenler kuyruğu ve tek bir memur. Beklemeden Harem’e indim, feribota bindim. Avrasya Tüneli açıldığından beri feribotlar hep kamyonlarla dolu. Üst katta da çok az insan oluyor. Yan açığa oturdum.

Bilgisayarımı alan tamirciden what’s up mesajı geldi: 498 TL. hesap çıkarmış, onaylamamı istiyor. Çüş diyemedim. Kadıköy’e götürsem yüz liraya yaptırabilirdim. Kendime kızdım ve kendimi cezalandırmak için onaylıyorum diye cevap yazdım.

Telefonumdan yine postalara baktım. Ferit Edgü cevap yazmış. Yüksel Arslan toplantısındaki konuşmasını istemiştim.

Sirkeci’den tramvayla Sultanahmet’e çıktım. Dergah Yayınlarının dergisini verdim, Ana Dağıtımın siparişini bıraktım, Yordam Yayınlarına geldim. Derginin ikinci sayfasında ilanları var. Fatura kesip parasını alacağım. İzmir Fuarından yeni dönmüşler, Gaziantep Fuarı için koliler hazırlıyorlar. İlan kötü basılmış. Kasada 500 TL. varmış. Dört yüz lira geçen yıl okuyup düzeltilerini yaptığım Emile Zola kitaplarından alacağım vardı. İlan için de yüz liralık fatura kesip 500 TL’yi aldım. Böylece soyguncu bilgisayar tamircilerine vereceğim parayı denkleştirmiş oldum.

Hoşuma gitti, Zola’nın romanlarını peş peşe okumak. Kafası net biri. Her romanında bir ana teması var. Döl Bereketi romanı mı, roman içinde yalnızca nüfus sorununu irdeliyor. Sağlıklı ailelerde doğan çocuklar, yasa dışılar, anası babası belirsizler, iyi eğitim görenler, eğitimsizler, sokak çocukları, çiftçi çocuklar, çalışanlar, çalışmayanlar… akla gelebilecek bütün durumlar. Hepsiyle ilgili de düşünceleri var ve bunları roman boyunca okurla paylaşıyor.

Toprak romanı mı? Toprak ekilirse ne olur, ekilmezse ne olur, küçük parseller, büyük parseller, yaban toprakların tarıma açılması, verimlilik, iyi işletme nasıl olur, kötüsü nasıl olur, uzun uzun anlatıyor.

Para’da borsa ve sermeye dünyası var. Bugünden farksız. Borsa yoluyla yeni yatırımlar için sermeye bulmaya çalışan girişimciler, öte yanda borsa oyunlarıyla birbirini yok etmeye çalışan gözü dönmüşler, sonsuz bir kazanma hırsı… vb. vb.

 

Yokuştan inerken İstanbul Erkek Lisesinin dergisini bıraktım. Sirkeci’den tramvayla Karaköy’e geldim. Tünel’de Tekin Sönmez’le karşılaştım.  İzmir Kitap Fuarında sivil toplum kuruluşlarının standlarını ücra bir köşeye vermişler, o da fuarı yarısında terk etmiş.

Galatasaray’da Robenson’un siparişini bıraktım. İzmit Cezaevine göndereceğim dergi için Galatasaray postanesini denedim, öğle tatiliymiş. Büyük Parmakkapı sokaktan girip Saint Pulchérie’nin dergisini bıraktım, Küçük Parmakkapı’dan İstiklal’e döndüm. Adam Yayınlarının binası boş duruyor. Binayı alan karşıdaki Musa Usta da kapanmış. Yayınevinin neden kapandığını biliyorum da, kebapçı neden kapanmış anlayamadım.

Taksim’den otobüsle Beşiktaş’a geldim. Motorla Üsküdar’a geçtim. Üsküdar postanesi tıklım tıklım. İzmit Cezaevine kargoyu gönderemedim. MNG Kargodan Fahri’nin dergilerini gönderdim. Eve döndüm. Saat: 15.

Kinoalı domates çorbamı ısıtıp içtim. “Şaştım aşı” derdi annem, böyle olmadık yemekler yaptığında. Benimki de biraz öyle. Zeytinyağında soğanı hafifçe kavurdum, üzerine domates suyu bir avuç da kinoa atıp kaynattım. Oldu sana bir şaştım aşı.

Sinema kanalında 1960’ların Belfastı’nı anlatan bir film var. Bu yılların kadınları hoşuma gidiyor. Bedenleri aşırı un ve şekerle zehirlenmemiş, sigara ve bira içen, dans etmeyi seven, saçlarını sadece tarakla tarayan, incecik, içten seven kadınlar…

Filmin arasında bilgisayarcı aradı, bugün yetişmiyormuş, yarın getireceklermiş.

 

Son iki yıldır vergi levham zarar yazıyor. Aslında önceki yıllarda görünen kazançlarımın da Nesin Yayınevi’nde çalıştığım sürelerde oradan aldığım aylık 1500 TL için kestiğim faturalardan doğduğunu yeni anladım.

Bu da bir şey.

 

 

2 / 6 / 2017

 

GÜNEŞ ALTINDA

 

Granada’dan Cordoba’ya giden yol boyu

Zeytinlikler ve ayçiçeği tarlaları içinden geçtik

İçimde geçmişim

Kalınlaşmış kabuklarını çatlatmak için

Çabaladı durdu.

 

Böyle günlerim de oldu benim

Zeytinlerle ayçiçekleri arasında

Yeşil kirpiklerin gölgesinde yaşadığım

 

Aşk güneşi hiç batmasın ister insan

Yaksın, kavursun ama sonlanmasın.

Zaman güçlüdür güneşten de

Ama zaman alır yok etmesi.

Read Full Post »