Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Eylül 2010

Baskıcı Demokrasi

Baskıcı Demokrasi

Yaşadığımız günleri tanımlayacak sözcükleri bulabilmek gerçekten zor. Siyasal tarihin ender rastlanan süreçlerinden birini yaşıyoruz.
Bir yandan demokratikleşiyoruz söylemleri neredeyse halkın başına kakılırcasına yineleniyor, öte yandan baskıcı yönetimlere özgü uygulamaların her gün yeni yeni örnekleriyle karşılaşıyoruz. Yönetimdekilerin hoşlanmadığı yazılar yazan gazetecilerin işlerine son verilmesi, sanat galerilerinin basılması, farklı düşüncedeki insanlara deli vb. tanımlar yakıştırılması, kaygılarını bir kitapla kamuoyuna duyuran emniyet müdürünün yatak odasının gazete manşetlerine taşınması, çalınan sınav sorularının ardında karanlık güçlerin belirmesi birkaç gün arayla gerçekleşiveren demokratik (!) uygulamalar.
Baskıcı bir yönetim biçimiyle demokrasi kavramını bir araya getirebilmek herhalde siyaset bilimine ülkemizin bir armağanı olacak.
Demokrasi kavramının evrensel içeriğiyle taban tabana zıt olaylar sistemli bir biçimde toplum yaşamını kuşatmışken, “daha çok demokrasi”, “ileri demokrasi” fırtınası estirilmesi, olabilecek en akıldışı durum.
Nasıl bir demokrasiyse, ileri demokrasi getirdiği söylenen Anayasa değişiklikleri ülkenin en gerici kesimlerinin oylarıyla kabul ediliyor.
Bütün bu uygulamaların altında yine çok temel bir demokrasi dışı olgu yatıyor: Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmaması.

* * *

Sanki dillerinden düşürmedikleri Mevlana bu topraklarda yaşamamış. “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözleri bu halkın yüzlerce yıldır benimsediği, yaşam kılavuzu saydığı sözler olmamış.
Demokrasi diye diye, baskıcı bir yönetim oluşturacaksın.
Hoşgörü diye diye en olmadık karanlık hesapları uygulamaya koyacaksın.
Sonra da toplumun gözünün içine baka baka “ileri demokrasi”den söz edeceksin.

* * *

Bekir Coşkun’un çalıştığı gazeteden atılması, demokrasi adına ne tatlı bir hikâye.
Baskı yokmuş. Patronuyla gazetecilik anlayışları uyuşmamış.
O, yazı yazmaya o gazetede başlamadı ki, onyıllardır aynı yazar. Onu gazetene alırken yazarlığını da, gazetecilik anlayışını da biliyordun.
Birkaç ay içinde ne oldu da gazetecilik ilkeleriniz değişti?
Aynı şey Emin Çölaşan için de oldu. Gazete daha yayıma başlamadan işe alıp üç ay maaş ödediniz, sonra da güle güle dediniz.
Meslek onuru diye bir şey olsa, getirdiği yazarları birkaç ay sonra kovmak zorunda kalan yayın yönetmenin çıkıp, “Bu ülkede özgür gazetecilik yapmak olanağı kalmamıştır,” deyip yazarıyla birlikte o gazeteden ayrılması gerekmez miydi?
Gerçek demokrasilerde böylesi baskılarla karşılaşan gazetecilerin nasıl davrandıklarını hiç mi okumamış, duymamış? Amerikanın her şeyini iyi bilen Serdar Turgut, Amerikan gazetecilerinin böyle durumlarda nasıl onurlu davranışlar sergilediklerini kendisine de, okurlara da hatırlatıversin.
“Gücü özgürlüğünde”ymiş.
Egemen güçleri desteklediğin sürece ve desteklediğin kadar özgürsün.
Karşı çıkma, farklı düşünme özgürlüğü olmayan bir demokrasi, demokrasi değil baskı düzenidir.
Basın özgürlüğü alanında dünyadaki 175 ülke arasında 122. sıradayız. Bundan daha açıklayıcı bir bilgi olabilir mi?
Demokrasinin başta gelen özelliği kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altında olmasıdır. Düşünce özgürlüğü ve düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü de bu özgürlüklerin başında gelir.
Kendin gibi düşünenleri zengin et.
Kendin gibi düşünenleri özgür kıl.
Ötekilere yalnızca susma özgürlüğü kalsın.
Bunun da adı “ileri demokrasi” olsun.
Bu halk tarihi boyunca neler gördü, bu demokrasi oyununun ardındaki karanlığı da göreceğine kuşkum yok.

Reklamlar

Read Full Post »