Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Archive for Ağustos 2010

 

 

Şiirleriyle : Cevat Çapan, Vecihi Timuroğlu, Refik Durbaş,

Turgay Fişekçi, Oğuzhan Akay, Ferruh Tunç, Memed Arif B.,

küçük İskender, Ali Asker Barut, Ersin Salman, Ahmet Emin Atasoy,

Onur Sakarya, Aybek Korugan, Pelin Özer, Asım Öztürk,

Doğacan Onaran, Mehmet Paşakahyaoğlu, Zeynep Sayın,

Sezgin Taş, Burcu Atış

 

 

Öyküleriyle: Demir Özlü, Cemil Kavukçu, Fadime Uslu

Hakan Savlı, Arın Doğan, N. Banu Özyürek

 

 

Barış ve Silahsızlanma Uğrunda / Nâzım Hikmet

Yazarlık Dersleri / Emin Özdemir

Şiir Uzlaşmaz / Alova

Politik Roman Düşüncesi / Irwing Howe

Üçüncü Köprü Tartışması / Mehmet Serdar

Roman Nerede, Biz Neredeyiz? / Hürriyet Yaşar

İmpala Lokantası / Uğur Kökden

Özlem Günlüğü / Adnan Binyazar

Faili Meçhul Öfke / A. Didem Uslu

Mini Denemeler / Gürhan Tümer

Gecenin Karanlığında Perişan / Cemil Okyay

Sonbahar / Hakan Savaş

Sinağrit’i Karşılama Töreni / Zehra Ünüvar

Günce / Mehmet Yıldırım

İbrahim Yolyapan / Besim Dalgıç

Gündüzgezer / Alişan Çapan

 

Desenleriyle: Nesrin Sağlam

 

Read Full Post »

Read Full Post »

İstanbul Modern müzesinin yanındaki Antrepo’da yılboyunca sürecek sıradışı bir sergi açıldı: “Body Worlds” (Beden Dünyası).

Serginin oluşmasının temelinde Gunther von Hagens adlı Alman anatomi profesörünün geliştirdiği “plastinasyon” adı verilen bir yöntemle cansız insan bedenlerinin bozulmadan korunabilmesi yatıyor.

Önceleri yalnızca tıp alanındaki bilimsel çalışmalar için kullanılan bu yöntem, belirli organların korunmasıyla sınırlıydı. Bütün bir insan bedeninin korunduğu ilk sergi 1995’te açıldı. O zamandan buyana da Beden Dünyası sergileri yeryüzünün çeşitli köşelerinde büyük ilgiyle karşılanıyor.

Sergide dört haftalık bir ceninden başlayıp yaşlılık çağlarına dek insan bedeninin farklı dönemlerine ilişkin hem bütünlüklü, hem de çeşitli organların hastalıklı ve sağlıklı yapılarına ilişkin örnekler yer alıyor.

****

Serginin izleyenler için belki de en etkileyici yanı, sergi objeleriyle kendi bedeninizi bir arada düşünmeye fırsat vermesi. Bir cam korunağın ardındaki cansız beden parçalarına bakarken kendi bedeninizin de bunlardan farksız bir yapı olduğunu görüyorsunuz.

Bu olgu, insanda hiçbir aynanın gösteremeyeceği bir gerçeklikle karşı karşıya kalma duygusu uyandırıyor.

Karacaoğlan, yüzyıllar önce, “Üryan geldim / yine üryan giderim” demişti ya, buradaki üryanlık tenin de ötesinde bedenin derinliklerine, iç organlarına dek uzanıyor.

İnsanın bedenini hiçbir zaman göremeyeceği bir biçimde görebilmesi, ister istemez yaşamla arasındaki bağı da sorgulamaya itiyor. Sergi düzenleyicileri de bu hesaplaşmaya yardımcı olması için duvarlara beden ve yaşamla ilgili temel doğruları dile getiren açıklamalar koymuşlar. Böylece iç organların şaşırtıcı yapılarını izlerken, temel sağlık bilgileriyle bağlar da kuruyorsunuz.

Öte yandan yalnızca öğretici bir sergi denemez Beden Dünyasına. Bedenlere verilen biçimlere bakıldığında, bir anatomi sergisinde değil de çağdaş bir heykel sergisinde olduğunuzu düşünebilirsiniz. Gerçekten de sergide yer alan sporcu, dansçı vb. bedenlerine bakarken, yapının olağanüstü biçimleri karşısında hayranlık duymamak elde değil. Sergi hazırlayıcının yola çıkarken Rönesans yapıtlarından esinlenmiş olması, belki de bu güzelliğin temel kaynaklarından biri.

* * *

Böyle bakınca sergi bütünüyle insan bedenine bir güzelleme.

Sahip olduğumuz beden, sağlıklı olduğunda gücü, yetenekleri ve yapabilecekleriyle olağanüstü bir varlık. Büyük bir zenginlik kaynağı. Öte yandan küçücük ihmaller, hor kullanma, bu çok yetenekli yapıyı bir anda yıkıma ve yokoluşa sürükleyebiliyor.

Böylesine gücün ve böylesine kırılganlığın bir arada bulunduğu bir yapı bedenimiz.

Serginin en büyük başarısı da bu duyguyu izleyenlere çok güçlü bir biçimde yansıtabilmesi.

Aslında hayat da öyle değil mi?

Dönülmez dediğimiz yollar, bitmez dediğimiz aşklar, sınırsız sandığımız iktidarlar,  dünyayı yerinden oynatabilirmiş gibi güçlü görünürken, an gelip incecik bir dal gibi çıt diye kırılıvermiyorlar mı?

Read Full Post »