Feeds:
Yazılar
Yorumlar

Posts Tagged ‘İspanyol şiiri’


“Yirminci yüzyılı yaşadım” der ya, Melih Cevdet Anday, “Yağmurun Altında” adlı şiirinde; yüzyılı boydan boya yaşayan, yüzyılla birlikte anılacak büyük şairlerden biri de geçen hafta ölüm haberini gazetemizde okuduğum Rafael Alberti’dir (1902-1999).

23 yaşında yayımladığı ilk kitabı ile ulusal şiir ödüllerinden birini kazanan Alberti, dört yıl sonra 1929’da yayımlanan Sobre los Ángeles (Melekler Üstüne) ile çağdaş şiirin büyük ustaları arasında sayılmaya başlandı.

Alberti de, çağdaşı Lorca gibi halk türküleri geleneğine yaslanan bir şairdir. Ancak bu kitabıyla geleneksel söyleyişleri aşıp, hem özde hem de biçimde yeni, olgun, özgün bir şiir sesi ve evrenine ulaşır.

Dönemin çoğu öteki şairleri gibi o da sol düşüncelere bağlanır.

İspanya İç Savaşı’nda, Cumhuriyetçilerin yenilip faşist Franko’nun ta 1975’e dek sürecek uzun diktatörlüğü başlayınca Alberti’ye de sürgün yolları görünür. Bir süre Fransa’da kaldıktan sonra Arjantin’e yerleşir.

Henüz kırk yaşındayken (1942), Yitik Koru adlı özyaşam öyküsünü yayımlar. Ahmet Cemal’in dilimize kazandırdığı bu yapıt, şairin doğumundan 1931 yılına kadar olan yirmi dokuz yıllık yaşamını yansıtır. Yapıt bir şairin gelişim süreçlerinin izlenebildiği, bütün şiirseverlerin ilgiyle okuyabilecekleri benzersiz bir güzelliktedir.

Arjantin yıllarında da şiir yazmayı sürdürdü Alberti. Yeni şiir kitapları yayımladı. Yeryüzü ölçeğindeki ünü arttı. 1961’de İtalya’ya yerleşti. 1975’de de Franko faşizminin yıkılmasıyla ülkesi İspanya’ya geri dördü.

O günlerde sürgünden dönüşünü anlatan bir şiirinin Erdal Alova tarafından yapılmış çevirisi yayımlanmıştı “Politika” gazetesinde. O çok güzel şiire bir daha kitaplarda rastlayamadım.

1978’de de Sürgünden Şiir adlı kitabı yayımlandı ülkemizde Ülkü Tamer’in çevirisiyle.

İngiliz eleştirmen C. M. Bowra, 20. yüzyılın ilk yarısındaki yenilikçi şiir akımlarını incelediği Yaratıcı Deney (Çevirenler: Erdal Alova, Dilek Aksu, Kemal Atakay, Nesrin Kasap, Adam yayınları) adlı kitabında, Alberti’ye de bir bölüm ayırarak, onun çağdaş şiire getirdiği katkıları irdeler.

Buna göre, “Alberti’nin şiiri, güçlü bir zihin ile sağlam bir istencin, birçok insanın karşı koyamayacağı kadar büyük olan kimi güçlerle verdiği savaşımın şiiridir.” (s. 254)

“Alberti gerçek anlamda şiir olana yönelik keskin içgüdüsüne uyarak Sobre los Ángeles’e o kendine özgü görkemini verir, ama sonuçta, bu yaratıcı içgüdüye eşlik eden o gerçekliğe ilişkin zihinsel tutku ile tutkulu özlem de bu içgüdüden daha az önemli değildir. Alberti bu tutku ve özlemle hem şiirini başka insanların deneyimiyle bağıntılı kılar, hem de şiirine hiçbir şeyin sarsamayacağı bir güç katar. Kitaptaki her şiirde, bu sağlam gerçeklik temelinin, yaşanan deneyimleri hiçbir romantik ya da duygusal görüşe öncelik tanımadan olduğu gibi betimleme kararlılığının varlığını sezebilir. Alberti, özellikleri ve istemleri, sanatlarına yönelttikleri ilgi yoğunluğunu aynen gerçekliğe de yöneltmek olan, böylece de şiir sanatını yüzyılın başlarında, kendine ve yaşama karşı yapmacıklaştırdığı suçlamasından kurtaran, çağının en iyi ozanları arasında yer alır.” (s. 262)

Çağdaş şairler, yine Bowra’nın deyişiyle, “yaratma güçlerini, gerçekliğe ulaşma tutkularıyla birleştirerek, bize yalnızca her yaratıcı deneyden beklediğimiz o yabancı coşkuyu duyurmakla kalmamış, ürünlerinin içinde yaşadığımız gerçek dünyayla yakından ilintili olduğunu görmemizden kaynaklanan bir güven ve süreklilik duygusu da vermişlerdir.”

Ülkemizde çok fazla tanınmayan Alberti de işte çağımızın böylesi şairlerinden biriydi.

Boşuna değil yanımda uyanışın,

bugün yanımda uyanışın

koruların dayanıklı gücüyle korunan

çitlenbik çalılarının arasında,

gizli böğürtlenlerin arasında.

Hep mutlu ol yaprak, güz nedir bilme,

o kör, ışıklı yılların kokusunu

minicik kıpırtısıyla bana getiren yaprak.

(Türkçesi:Ülkü Tamer)

Read Full Post »

Kimileri uçakla, trenle, otomobille dolaşır dünyayı, kimi kitaplarla… Çıplak gözle göremediklerinizi, bir ülkenin görünmeyen katmanlarına ilişkin derinliğine bilgi ve duyarlıkları bulursunuz kitaplarda.

Bir ülkenin şiiri de, ayrımında olmasanız da sizi o ülkenin tarihine yaklaştırır.

Şiir, kaçınılmaz bir biçimde yazıldığı dönemin toplumunu ve kültürünü doğrudan ya da dolaylı içine alır. Üstelik bu içerme tarih yazma ya da görüş açıklama gibi bir amaçla yapılmadığından çoğu zaman ülke ve toplum üstüne çok daha arı düşünce ve duygular taşır.

Orhan Veli’den başlayıp, Tahsin Saraç’ın, İlhan Berk’in, Ahmet Necdet’in yaptıkları Fransız şiiri, Cevat Çapan’ın İngiliz, Amerikan, Yunan şiiri antolojilerine ve daha nicelerine, pek çok güzel şiirle tanışmanın yanında bu gözle de yaklaştım.

Sait Maden’in yeni yayımlanan Çağdaş İspanyol Şiiri, 1900-2000 (Çekirdek Yayınları) adlı seçkisini de biraz böyle okudum.

Sait Maden, kitaba yazdığı giriş yazısında önce İspanyol halkının ve dilinin oluşum serüvenini özetleyerek temel bilgiler veriyor; ardından 20. yüzyılı, bu yüzyıldaki oluşumları, gelişim ve değişimleri anlatıyor: Yüzyılın ilk çeyreğinde çoğu Fransız, kimileri de Şili ve Arjantin kökenli öncü akımların etkili oldukları görülüyor. Bu olgu İspanyol şiirinin Avrupa ile Latin Amerika arasındaki bağı oluşturan bir köprü olduğunu gösteriyor.

1927 Kuşağı olarak anılan şairler topluluğu ise, İspanyol şiirinin bütün yüzyıla vurulan damgası oldular. Lorca, Alberti, Vicente Aleixandre ve daha çok sayıda şair, dünya çapında kalıcı izler bıraktılar.

1936’da başlayan iç savaş sonunda kırk yıl sürecek Franco faşizmi başladı. Kimi şairler öldürüldü, kimi hapislere atıldı, kimi de yurdunu terketmek zorunda kaldı. Şiir İspanya’da sustu.

Yurtdışındaki İspanyol şairleri 40’lı ve 50’li yıllar boyunca yurt sevgisi, acı ve umutsuzlukla dolu şiirler yazdılar.

1970’te yayımlanan Yeni En Yeni İspanyol Ozanları adlı antoloji, İspanyol şiirinde yeni bir devrim yapacak şairleri ortaya çıkarır. Bu şairler, dili ve kültürü çağdaş dünya ile yeniden birleştirmenin yollarını açarlar.

1975’te Franco’nun ölümü ve demokrasiye geçişle birlikte İspanyol şiirinin dünya ile kopukluğu tümüyle sona erer. Yeni arayış ve oluşumlar, dili ve kültürü özgür bir şiir dünyasına ulaştınr.

* * *

Şiir tarih yanında, o ülkenin doğasının kokusunu da taşır.

Dahası bir ulusa, ülkeye, kültüre, insana ilişkin ne varsa, bulabilirsiniz o ülkenin şiirinde. Dilbilim incelemeleri için de yamlaşabilirsiniz şiire, folklor özellikleri için de. Bir ülkenin şiirinden o ülkenin flora’sını da (bitki örtüsü) çıkarabilirsiniz, hayvan varlığını da.

Şiir okurken bunların hiçbirini görmeyiz, Bunca çeşninin karıştığı o büyülü yapı, kendi dünyasına doğru kapıp götürür bizi çoğu zaman.

Dur portakal ağacının

yanında, İspanya’dır bu,

arkadaş. Mayıs gelecek

lavantalarla morarmış

Kastilya’ya. Gökte yeni

kanatlar kürek çekecek,

ve aşk bütün bakışlarda

tek tek ateşler yakacak.

(Ramon de Garciasol)

Okurlara önerim, İspanya’ya bir de şiirle bakmaları. Hiçbir gezmenin, görmenin duyuramayacağı İspanya’yı şiirlerde görmek için.

19.12.2001

Read Full Post »

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 57 takipçiye katılın