Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

‘Şiir yazmak’ Kategorisi için Arşiv

Nâzım’ın uzun cezaevi yılları 1940 Şubatında Çankırı Cezaevine gönderilmesiyle başladı. Nisan sonunda Piraye de Çankırı’ya geldi. Bir ev tuttu. Buraya yerleşip, dikiş dikerek kocasına bakmayı düşünüyordu. Nâzım’ın da dönem dönem eve çıkabileceğini düşünüyorlardı. Ancak bu gerçekleşemedi. Öte yandan İstanbul’da dedelerine bıraktığı çocukları da Piraye’nin aklından çıkmıyordu. Tanımadığı bir Anadolu kentinde tek başına bir kadın olarak [...]

Yazının Tamamını Oku »

Piraye Hanım’la olan yakınlığı ise aşka dönüşmüştü. Piraye’nin evinde sakin bir hayat sürdürme isteği, Nâzım’ın yaşama biçimiyle bağdaşmıyordu. Bu çekişmeler şaire ünlü “Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri” adlı şiiri yazdırdı. Nâzım ile Piraye evlenmeye karar verdiklerinde iki aile de Kadıköy’de birbirine yakın apartman dairelerinde oturuyorlardı. Birlikte büyük bir köşke taşınmaya karar verdiler. Erenköy’deki [...]

Yazının Tamamını Oku »

Stefan Zweig, İnsanlık Tarihinde Yıldızın Parladığı Anlar (Can Yayınları) adlı kitabında tarihteki kimi ünlü kişilerin yaşam akışları içinde dönüm noktası olan anları dile getirir. Bu kitaptan yola çıkılarak, herkesin yaşamında olabilecek böylesi önemli değişim anlarına “yıldızın parladığı anlar” demek gelenek olmuştur. Şairlerin yaşamlarında da, şiir serüvenlerinin doruğa çıktığı böyle dönemler vardır. Kimi şair gençlik dönemlerinde [...]

Yazının Tamamını Oku »

Yirmilerinin başında iki arkadaşla konuşuyorduk. Söz şiire geldi: “Bugün yazılan şiirle aramızda, hayatımızda bir bağ kuramıyoruz. Şiir bizim uzağımızda duruyor,” dediler. Bugünün şiiri sözlerinden, dergilerde yayımlanan şiirlerle kitap olarak yayımlandığında medyaya konu olan, ses getiren, popüler şiir kitaplarından söz ettiklerini anladım. Dudaklarımdan sevdiğim iki şiirden belleğimde kalmış kimi dizeler döküldü: Öyle sevdalar vardır, biter biter [...]

Yazının Tamamını Oku »

’80 sonrası şiirimizin önde gelen isimlerinden Şavkar Altınel şiir üstüne yazılarını kitaplaştırdı: Soğuğa Açılan Pencere (Yapı Kredi Yayınları). Ünlü yazarımız Orhan Pamuk, kitabın arka kapak yazısında, “Bu parlak kitap Türkçede şiir üzerine yazılmış en iyi, en okunaklı iki kitaptan biri.” diyor. İster istemez öteki kitap hangisi diye düşünüyor insan. Benim aklıma iki kitap geldi:Turgut Uyar’ın [...]

Yazının Tamamını Oku »

Geçenlerde Nâzım Hikmet Vakfı’na bir başvuru olmuş: Fen Bilimleri Merkezi Dersanesi’nin yayımladığı 2005 Ajandası’nın son sayfasında Nâzım Hikmet’e ait olduğu belirtilen “Basit Yaşayacaksın” adlı bir şiir yer almış. Okuyanlar, şiirden kuşkuya düşerek Nâzım Hikmet’in böyle bir şiiri olup olmadığını sormak gereği duymuşlar. Şiirin kimi dizeleri şöyle: Basit yaşayacaksın, basit Mesela susayınca su içecek kadar basit [...]

Yazının Tamamını Oku »

Şiir alanında da festivaller, birbirini uzaktan tanıyan ya da hiç tanımayan insanları bir araya getiriyor. Bu buluşmalardan kimi zaman heyecan verici etkileşimler doğuyor. Geçen yaz katıldığım Fransa’daki “Akdeniz’in Sesleri” adlı şiir festivali de benim için böylesi mutlu rastlantılardan birine yol açtı. On günlük festivalin son günü tanıştığım Jean-Luc Pouliquen, şiir üstüne görüşleriyle bir anda çok [...]

Yazının Tamamını Oku »

Şiir yazmakla, şiir üstüne düşünmek ayrı şeyler midir? Belki sormak bile gereksiz, şiir yazan birinin elbet, şiirin ne olduğu, nereden gelip nereye gittiği üstüne düşünmesinden daha doğal ne olabilir ki! Ama her gün birbirinden ilginç garipliklerin yaşandığı ülkemizde, şiir sanatı da payına düşeni alıyor. Şiirle hiçbir ilgisi olmayan sulugözlü duygusallıkların, laf ebeliklerinin, türlü kültür yozluklarının [...]

Yazının Tamamını Oku »

Edebiyat dergilerini izleyenler ayrımındadır: Eski büyük ustalardan hayatta kalanların ürünlerine pek rastlanmıyor artık. Dahası 80’li yılların önemli isimleri olarak kabul edilenlerde de ununu elemiş, eleğini asmış bir hava egemen. Bugünlerde edebiyat dergilerinde daha çok yeni isimlerle karşılaşıyoruz. Şiirimizin yeni atılımlar yapacak, yeni bir dönem açabilecek gücü kaldıysa tam zamanıdır. Ne ki son yirmi yıldır şiirin [...]

Yazının Tamamını Oku »

TÜYAP Kitap Fuarı sırasında düzenlenen tartışma programlarında en çok konuşulan konulardan biri de günümüz şiiriydi. Günümüz şiiri kavramını 1980’den bugüne dek yazılan ve yazılmakta olan şiir olarak anlayabiliriz. Ben bu dönemi şiire, şaire ve topluma ilişkin temel değerlerin ve sorunların, herkesin kafasını karıştıracak biçimde karmaşıklaştığı bir dönem olarak görüyorum. Bunda birinci etkeni, bu dönemde çok [...]

Yazının Tamamını Oku »

Bu yılki TÜYAP Kitap Fuarı’nda katıldığım tartışmalardan birinin konusu, “Şiir Nereye Gidiyor?”du. İnsan doğası değişmedikçe, şiir de insana özgü bir yaratı alanı olarak kaldığı sürece temel çizginin çok fazla değişmeyeceğini söyledim orada. Nedir o  temel çizgi? İnsana özgülük. Şiir de öteki sanatlar gibi insana özgü bir yaratıdır, başka biçimlerde anlatamadığımız insani durumları anlatabilme aracı. Bütün [...]

Yazının Tamamını Oku »

Edebiyatla uğraşanların büyük çoğunluğunun üzerinde anlaşabildikleri ender konulardan biri de William Shakespeare’in gelmiş geçmiş en büyük şairlerden olmasıdır. Böyle genel bir yargıyla karşılaşınca düşünmeden edemiyor insan: Shakespeare ne yapmış ya da yazmış da dünyanın en büyük yazarı olmuş? Elli iki yıllık yaşamında yazdığı 38 oyunun yanı sıra 154 şiirin yer aldığı bir de Soneler kitabı [...]

Yazının Tamamını Oku »

Kimi semtlerde akşamları içki içilirken şiir okunan/dinlenen yerler var. Birkaç kez Beyoğlu’nda böylesi ortamlarda bulundum. Buralarda karşılaştığım, şiire ilgi duyan insanlar beni birkaç yönden şaşırttı. Gördüğüm, bu insanların şiir meraklarını bilgiyle besleyecekleri yerde, söylencelerin kanatlarıyla uçmakta olduklarıydı. Sözgelimi bir Rimbaud söylencesidir gidiyordu. Sanki Rimbaud’un yaptıklarını yapabilseler (her tür otoriteye karşı çıkmak, eşcinselliği denemek, uzak diyarlara [...]

Yazının Tamamını Oku »

Oktay Rifat, kendisiyle yapılan bir konuşmada sanatta başarılı olmanın yollarından söz ederken, “her şeyin başı bilmek. Bir işi bilerek yapmak.” diyor. Ülkemizin yıllardır içinde yuvarlandığı, bir türlü bitmek bilmeyen  alt-üst oluş süreci, insanlarımızı fazlasıyla etkiledi. Bir günde televizyon sunucusu, gazeteci, siyasetçi, trilyoner olunabildiği gibi sanatçı da olunabileceğine inanıldı. Hatta çoğuna bunlardan biri yetmedi, hem gazeteci, [...]

Yazının Tamamını Oku »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 27 other followers