Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

‘Düzyazılar’ Kategorisi için Arşiv

İstanbul Modern müzesinin yanındaki Antrepo’da yılboyunca sürecek sıradışı bir sergi açıldı: “Body Worlds” (Beden Dünyası). Serginin oluşmasının temelinde Gunther von Hagens adlı Alman anatomi profesörünün geliştirdiği “plastinasyon” adı verilen bir yöntemle cansız insan bedenlerinin bozulmadan korunabilmesi yatıyor. Önceleri yalnızca tıp alanındaki bilimsel çalışmalar için kullanılan bu yöntem, belirli organların korunmasıyla sınırlıydı. Bütün bir insan bedeninin [...]

Yazının Tamamını Oku »

Yastığında şiirlerle yatan gül! Yüzünle gelirdi gün ve gece Çağlayanlar dökülürken şakağından Kumrular serinlerdi boynunun gölgeliklerinde Rastlantı sabahı bir kediydim pencerende Bir kâse süttü yüzün, doyurdu beni Pembe soluk, göğsünde kayan çocuk eli Sevgi yapraklı yıldızlardı gözlerinde Geceler boyu aştığım yolları boyardı Başımda sonsuz göğün deldiği bulutlar Karanlık, hüzünden maske Hayat, aydınlığı olmayan bir ışıktı [...]

Yazının Tamamını Oku »

Özdemir İnce geçen cumartesi Sözcükler Dergisinin son sayısını referans alarak aşağıdaki yazıyı yayınladı… SÖZCÜKLER (İki aylık edebiyat dergisi, Mart-Nisan 2010-2) dergisi çok hayırlı bir iş yaptı: Jean-Paul Sartre’ın Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde yaptığı konuşmayı (verdiği bildiriyi) yayımladı. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi daha çok Russell Mahkemesi olarak bilinir. Söz konusu mahkeme, İngiliz filozof Bertrand Russell önderliğinde [...]

Yazının Tamamını Oku »

5. yıla girerken bir kez daha Merhaba, Elinizdeki sayı ile Sözcükler, dördüncü yılını doldurup beş yaşına bastı. Doğrusu yola çıkarken derginin bugün ulaştığı konumu hiç düşünmemiştik. Birkaç arkadaş, özellikle uzun şiirlerini yayımlatacak dergi bulamadıklarından, ortak edebiyat değerlerimizin yansıdığı bir yayın organının yokluğundan yakınıyorlardı. Benim geçmişimde 1978’de Sanat Emeği ile başlayan 2005’te Adam Sanat ile biten [...]

Yazının Tamamını Oku »

Leylaklar açarken doğmuş annem Lacivert gözlü bir genden Avunya diye bir kasaba Adını bile sildi cehennem. Bu yıl leylaklar, ölümcül mora boğdu dünyayı Çocuklar anne karnında hastalandı Yirmi gün aç kaldı, yedi yıl hapis yatan Son pandalar sergilendi New York’da Yuvasız kaldı, yavru kaplumbağalar. Bu yıl da leylaklar açarken Bir kez daha yöneldik hayatın tozlarına [...]

Yazının Tamamını Oku »

Geçenlerde televizyon haberlerinden kulağıma çalındı. Avrupa Birliği ülkelerinde sık sık yapılan kamuoyu yoklamalarından biri daha. İnsanlara soruluyor, Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor musunuz? Polonya ve İspanya halkı arasında destek yüzde elliyi geçiyormuş, buna karşın Almanya ve Fransa’da çok düşük. Bu sıradan haberin devamı daha ilginçti. Soruşturma sırasında insanlara “Türkiye denince aklınıza ilk gelen şey nedir?” diye [...]

Yazının Tamamını Oku »

Woody Allen ile Kaan Arslanoğlu’ndan benzer düşünceler duyacağım aklıma gelmezdi. Şu sıralar sinemalarda gösterilmekte olan “Kim Kiminle Nerede?” adlı filmin başlangıç sahnelerinde başkahraman yaklaşık şöyle diyor: “Gelmiş geçmiş bütün düşünürler insanoğlu üstüne en mükemmel düşünceleri geliştirirken, dikkate almayı unuttukları tek bir unsur vardı. O da insanoğlunun ne denli bencil, küçük hesaplar peşinde koşan, ‘çürük’ bir [...]

Yazının Tamamını Oku »

Deneyenler bilir, şiir yazmak zor iştir. Mutlak bir yalnızlık ve yoğunlaşma ister. Çoğu şairin bu nedenle aile bireyleriyle, işyeri çevreleriyle nasıl çekişmeler yaşadıkları anlatılagelir. İstediği çalışma ortamını bulamayan şairlerin nasıl bir huzursuzluk içine girdikleri de bilinir. Şiir yazan biri olmamdan belki, şairlerin hayatlarına yakından ilgi duyarım. Nasıl yazdıklarından nerede çalıştıklarına, sevdikleri yemeklerden oturdukları evlere dek [...]

Yazının Tamamını Oku »

Nâzım, daha 1948’de düşünmeye başladığı, yaşamı boyunca da birçok kez – cezaevlerinde, polis takiplerinde, açık denizlerde, kalp krizlerinde – burun buruna geldiği ölümle sonunda buluştu. Bir sanatçının tamamlanmış bir verimi olarak bakabiliriz ardında bıraktıklarına. Yirminci yüzyılın dev yapıtlarından birini (Memleketimden İnsan Manzaraları) vermiş, yine yüzyılımızın en büyük birkaç şairinden biri kabul edilerek ayrılmıştır yeryüzünden. Daha [...]

Yazının Tamamını Oku »

Ancak Paris’te yine de içini kemiren bir şey vardı. 8 Mayıs’ta, daha geldiğinin ertesi gün yazılan “Sensiz Paris” şiirinden anlıyoruz bunu. Bu şiir yeni bir aşkın ilk ipuçlarıdır aynı zamanda. Nâzım’ın, Yıktı mahvetti beni Paris’te durup dinlenmeden gülüm, seni çağırmak. dediği kişi 1955’in Aralık ayında tanıştığı Vera Tulyakova’dır. 1932 doğumlu olan Vera, Nâzım’dan otuz yaş [...]

Yazının Tamamını Oku »

Kendisine ünlü yazarlara sağlanan olanaklar tanındı. Ev, araba, şöför ve hizmetçi verildi. Dünya Barış Konseyi’ne üye seçildi. Kendini bulduğu özgürlük ortamında ilk kez TKP’nin adını andığı, Türkiye Komünist Partisi, T.K.P.’m benim seni düşünüyorum. diye başlayan şiirini yazdı. Partili arkadaşlarıyla yeniden ilişki kurdu. Parti işlerinde de çalışmaya başladı. 1928’de Sovyetler’den dönerken birlikte Hopa Hapishanesi’nde yattıkları İsmail [...]

Yazının Tamamını Oku »

Münevver Hanım’a askerlik işi için Ankara’ya gideceğini söyleyerek 17 Haziran 1951 pazar günü sabahı saat dörtte evden çıkar. Kapının önündeki nöbetçi polisler arabanın içinde uyumaktadırlar. Yanlarından geçip gider. O sırada Tuzla’da yedeksubaylığını yapmakta olan ve yalnızca Pazar günleri izinli olan Refik ile saat 9’da Tarabya’da buluşmaya karar vermişlerdir. Refik ise, Büyükada’da komşuları olan Malik Yolaçan’ın [...]

Yazının Tamamını Oku »

Bir aya yakın Vâ-Nû’larda kalan Nâzım, yıllardır uzak kaldığı günlük hayata yeniden alışmaya çalışır. Abidin Dino’ların Göztepe’de, deniz kıyısındaki evlerinde yıllar sonra ilk kez denize girer. Ruhi Su, Melih Cevdet Anday, Vedat Günyol, Peride Celal gibi yeni ünlenen sanatçılarla tanışır. Burgazada’da Sait Faik’i görür. Üvey kızkardeşi Melda ile nişanlanan oyun yazarlığına hevesli yirmi üç yaşındaki [...]

Yazının Tamamını Oku »

Nâzım’ın uzun cezaevi yılları 1940 Şubatında Çankırı Cezaevine gönderilmesiyle başladı. Nisan sonunda Piraye de Çankırı’ya geldi. Bir ev tuttu. Buraya yerleşip, dikiş dikerek kocasına bakmayı düşünüyordu. Nâzım’ın da dönem dönem eve çıkabileceğini düşünüyorlardı. Ancak bu gerçekleşemedi. Öte yandan İstanbul’da dedelerine bıraktığı çocukları da Piraye’nin aklından çıkmıyordu. Tanımadığı bir Anadolu kentinde tek başına bir kadın olarak [...]

Yazının Tamamını Oku »

1936 yılı sonlarında bir Harp Okulu öğrencisinin üzerinde resmi üniformasıyla İpek Sineması’nda kendisini ziyarete gelmesi, ardından bir provokasyon geleceği kuşkusuyla Nâzım’ın çok canını sıktı. Hemen polis müdürlüğünü arayarak “Kendi halimde, ailemin nafakasını çıkarmak için çalışıyorum. Kimsenin etlisine sütlüsüne karıştığım yok. Yine de beni taciz ediyorsunuz. Rica ederim çekin bu adamları,” dedi. 1937’nin 3 Aralık günü [...]

Yazının Tamamını Oku »

Eski Yazılar »

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 27 other followers